14 günlük Leros Tatili

15 Temmuzla 29 Temmuz arasında Leros’ta 14 muhteşem gün geçirdik. Deniz, yemekler, iklim, ortam, binalar, insanlar, her şey herrrr şey muhteşemdi.

İlk kez bi tatil sonrasında İstanbul’a maruz kalınca oturup tatil bitti diye ağladım çocuk gibi. (İstanbul’a maruz kalmak beni hep ağlatır da bu defa instagram stayla “take me back please” modunda ciddi ciddi ağladım.)

Neyse.

Tatil yazılarımı hep gün gün şeklinde yazıyorum (şurdaki gibi). Ancak 14 günü tek tek yazmak çok zor ve çok sevdiğimiz yerlere 2-3 gün gittik. O yüzden Leros’u 6 ana bölgeye bölüp bölge bölge bahsetmek okuyan için de daha anlaşılır olacak. Plajlar olsun, restoranlar olsun, nerede manzara güzel olsun bu konuları hep aydınlatacağım.

Alinda: 

Leros’un dört başı bayındır plajlarından bir kısmı Alinda bölgesinde bulunuyor. Bizim otelimiz de Alinda’da idi. Resimlerde göreceğiniz gibi deniz dümdüz ve taşlık. Günün hiç bir saatinde dalga olmuyor.

1

Bu fotoğraf adaya ilk adımımızı attığımız günden. Eşyalarımızı otele bırakıp hemen yanındaki Argo isimli tavernaya geçtik. Ben tatilden önceki 2 haftadır hayalini kurduğum deniz ürünlü spaghetti sipariş ettim, beyim de pork steak söyledi. Bu taverna lezzet olarak tüm Leros’a en beğendiklerimizden biriydi. Tüm tatil boyunca da 4 defa yedik sanırım burda.

2

Otelimizin plajı burası da. Alinda Plajı diye geçiyor. Ancak Alinde bölgesinde Krithoni vs isimli başka başka plajlar da var minik minik. Bunların hepsi birbirine benziyor.

6

Biz Alinda’da olduğumuz günlerde hep Alinda Plajı’nda takıldık.

3

Otelimizde ilk akşam Cappuccino Fredo içip dünya kupası final maçını seyrederken.

Konaklamakonusuna gelirsek, Alea Mare Hotel’de kaldık. Buradan aşağıda bahsedeceğim yerlere ulaşım da kolaydı. Kahvaltısı continental geniş bir kahvaltı diyemeyiz ama bize 14 gün boyunca fazlasıyla yetti.

Otel çalışanları aşırı iyiydi, canım Anna’cığımla sarılıp ağladık ayrılırken. Burası Leros standartlarında hafif pahalı bir otel ama tam önünde deniz olması, muhteşem manzaralı odaları, temizliği vs ile her kuruşu hak ediyor bence.

4

8

Otelden fotoğraflar.5

Alinda’daki bir diğer taverna da To Steki. İlk akşam aynı zamanda evlilik yıl dönümümüzdü, buraya gittik. Taverna’nın sahibi Dimitri 22 gün İstanbul’da kalmış, eski Beşiktaş Belediye Başkanı’nın arkadaşı falan ahaha. Taverna çok kalabalık değilse oturup bayağı sohbet edip birebir ilgileniyor. İlk gün tamamen ona bıraktık ve ne getirirse yedik 🙂 Buraya canlı müzik için bir de cumartesi gittik. Ama bence canlı müzik olmayan bir gün gidip özel ilgilenilmeyi tercih edin. Çünkü canlı müziği aman aman da değil.

14

To Steki’deki ilk akşam yemeğimizden.

9

Bu da otelimizin sağ tarafından kalan diper bir tavernadan. İsmi çok uzundu ama bir yerinde Vasilis geçiyordu. Taverna Vasilis diyebiliriz 🙂 Yine güzeldi ama en bayıldıklarımızdan değildi burası.

10

Alinda’da Leros’un tarihini içeren bir de müze var. Minik ve sevimli bir müze, yarım saatte geziliyor. İsmi Tower Bellenis.  Yukarıdaki fotoğraf oradan.

11

Bu da pizzacımız. Taş fırın, kaliteli malzemeli güzel pizza yapan bi yer. Kendilerine ait plajı da var ama otelimize 10 dk yürüme mesafesinde olduğundna biz genelde öğlen bazen de akşam yemeğine gittik. Pizza Anemos.

12

13

Alinda’da son bahsetmek istediğim mekan da Nemesis isimli bu bar/pub. Margarita ve beyaz sangriası çok güzeldi. Bir 4-5 akşam yemekten sonra gittik kokteyl içmeye. Ortamı da güzel, sahibi de çok iyi birisi yine.

IMG_1718

Bu bina da Alinda’daki başka bir otel olan Blefoutis Hotel’den. Biz gitmeden acaba burada mı kalsak diye bayağı bir tereddüt ettik ama en sony yorum 2-3 yıl önce yazılmıştı ve kapanmış olabileceğinden şüphe ettik. Gerçi öyle olsa da booking.com’da yer vermezlerdi. Neyse gittik yerinde gördük, gerçekten de pek sakin ve izbe duruyordu. Hala da emin olamadık aktif mi kapalı mı. Ama mimarisi hoş bir otel.

IMG_3197

Bu bölgede son bahsetmek istediğim taverna da Alinda Hotel’in tavernası olan Taverna Alinda 🙂 Leros’taki en başarılı dakos buradaydı. 2 ya da 3 akşam da burada yemek yedik. Son akşama kadar çeşitli yerlerde menüde Dolmadakia görüp aman dolma işe diye söylemedik, son gün deneyelim dedik. Siz giderseniz bizim gibi son güne bırakmayın çünkü leziiiiiizzdi. Bayıla bayıla yedik.

tempImageForSave

Bu da 14 gün boyunca uyandığım manzara -kalp kalp.

Panteli: 

Panteli’de 3-4 tane beach var. İlki Panteli Beach. Bir de daha ilerisinde Tony’s Beach, Vromolithos Beach gibi daha sakin beachler var. Biz Panteli’de geçirdiğimiz tüm günlerde Panteli Beach’i tercih ettik.

1

Deniz böyle yine pırıl pırıl ve muhteşemdi.

3

Alinda’nın aksine burada müzik vardı ama rahatsız edici değildi. Bir de buraya tekneler yanaşıyor, tekneyle gelip plajda takılanlar oluyor. Alindaya göre daha kalabalık ama işte yine boğucu kesinlikle değil. Ben Leros’ta en çok bu beach’i sevdim.

4

Denizden sonra akşam 7 gibi Panteli’nin sokak aralarını gezmek de güzel.

5

Yeme içme konularına gelince, bu fotoğraf El Greco‘dan. Panteli’de en az beğendiğim retoran bu oldu. Daha postmodern yemekleri var. Örneğin klasik Yunan musakkası ama farklı yorumlamışlar gibi. Seçtiğimiz yemeklerden de öyle denk gelmiş olabilir ama biraz yağlı ve ağırdı. Tek sefer gittik.

6

78

9

Yunan adası olur da Zorba’s olmaz mı. Zorba’s Panteli’de taverna favorimiz oldu. Pork nuckle, deniz ürünlü makarna, grilled kalamar, o gün denk gelen hangi balık varsa onun carpacciosu vs vs yediğimiz her şey mükemmeldi. Fiyatları Leros tevarnalarından daha pahalı: diğer tavernalarda iki kişi 30-35 Euro iken burada 45-50 Euro gibi oluyordu. (İçki olarak hep aynı, hiç şaşmadık her öğün yarım litre house wine içtik.) Ama özenli bir yemek için değer. 2-3 akşam yedik burda.

(Zorbas filminin çekildiği plaja da Chania’da geçen sene gitmiştik, şöyle buyrun.)

10

IMG_1791

IMG_2315

Panteli Beach’i de Sorocos Cafe diye bir işletme işletiyor. Plajda geçirdiğimiz günlerde öğlen yemeklerini bazen şezlongta bazen masada olmak üzere burada yedik. Gayet memnun kaldık.

IMG_2980

Yine Sorocos’tan.
IMG_3024

Panteli’deki diğer bir sevdiğimiz taverna ise Pirofani. Burası sanki makarna / risotto işlerinde uzmanlaşmış gibi geldi bana.

IMG_3034

Pirofani’de de iki akşam yedik. Hatta sanırım benim Panteli’deki favoti tavernam Pirofani. Sevgilim Zorba’sı daha çok beğendi. Ancak Zorbastakilerle o kadar ahbap olduk ki puanını hiç eksiltemiyorum 🙂

Leros’ta böyle bir şey var zaten, herkesle ahbap oluyorsunuz. İkinci haftanın sonlarına doğru yolda scooterla giderken bayağı selam verdiğimiz yerli vardı.

Blefoutis: 

1

Blefoutis de diğer bir plaj. ancak buranın yakınlarında anladığım kadarıyla kalacak bir yer yok. Dolayısıyla Alinda’da ve Panteli’de kalabilirsiniz ancak Blefoutis’e günübirlik gelebilirsiniz.

IMG_2095

Scooterla çok rahat geliniyor, 15 dk falan sürüyor. Alinda’dan veya Panteli’den yürüyerek gelemezsiniz, uzak. Ya araç ya scooter kiralamanız lazım. Biz ordayken sadece sabah bir kez otobüsle gelenler de oldu ancak nereden kalkıyor o otobüz bilemiyorum.

2

Blefoutis de kendi halinde, daha farklı havası olan bi yer. Sakin. Sadece bir cafe bir de taverna işletmesi var.

7

Sabah cafeden fredomuzu içtik, öğlen de ordaki tavernada yemek yedik. Tüm günü geçirdik.

3

5

Çok çok huzurluydu.

tempImageForSave

IMG_2138.jpg

Blefoutis’teki tavernanın adını unuttum ama zaten tek olduğundan karıştırma şansı yok. Burası da lezzetiyle üst sıraları zorlayan bi yerdi.

4

Dönüşte yol üzerindeki Agia Kioura’ya uğradık (Αγία Κιουρά). Burası da doğal, şemsiyesi, şezlongu, duşu, işletmesi vs olmayan bir plaj. Bir denize girip çıkıp döndük.

Dio Liskaria: 

Dio Liskaria, Alinda’dan diğer her yere gidilen tarafa değil de diğer tarafa gidilince varılan bir başka plaj. Blefoutis kadar uzak değil ancak yürünecek gibi de değil. Scooterla 5-6 dk.

5

Buraya 2 gün gittik. İlkinde daha cafe-pub havasında olan ve o tarz yemekler de sunan işletmenin şezlonglarında ikincisinde tavernanın şezlonglarında takıldık. Zaten burada da Blefoutis gibi iki işletme var.

IMG_1949

6

3

2

1

4

Söyleyecek fazla bir şey yok. Denizi görüyorsunuz, ortamı görüyorsunuz 🙂

Agia Marina: 

1

Agia Marina Leros’a gelen feribotların da yolcu indirip bindiridği liman semti. Denize girilmiyor burda. Yani zorlasanız girersiniz de plaj yok gerek yok.

2

Sokaklarında bol bol gezdik. Kısa kısa bilgileri vereyim her fotoğrafın altında.

3

Agia Marina’da yemek yemek için bir yer yok desek yeri. Bir tane souvlaki yapan yer var, ki yemedik orda. Bir tae ara sokakta taverna var ama esnaf lokantası görünümündeydi. Bir de Mylos Taverna var ki gidip menüsüne bakıp çıktık, içimize sinmedi.

4

Cafeler var, akşam üzeri kahve içilebilir.

5

Alışveriş yapılabilece dükkanlar var. Şapka, terlik, pareo falan alacaksanız ya da hediyelik bakmak için.

6

7

8

9

Tabii sokaklarında turlamak büyük zevk.

10

Hele gün batımında.

11

12

13

14

15

16

Hazır Agia Marina fotoğraflarına bakıyorken Leros’a ulaşımımızdan da bahsedeyim biraz: Biz Bodrum Turgutreis’ten feribotla Kos’a oradan da Leros’a geçtik. Doğrudan leros’a da feribot var ama sadece salı ve perşembe günleri.

17

Giderken rüzgarlı bir güne denk gelmişiz, Kos-Leros feribotunda midem ağzıma geldi, gözümü kapatıp dakikaları saydım. Dönüşteyse hiç sıkıntı olmadı. Zaten gittiğimizde o kadar rüzgar varmış ki normalde Agia Marina limanına indirirken bizi Lakki’ye indirdi. Telaşa gerek yok. Lakki’den de otele taksi 15 Euro tutuyor.

18

Ancak gidecek olursanız havaalanı seçeneğini değerlendirin derim. Biz bir daha gidersek öyle yapacağız. Çünkü Bodrum-Kos feribotu sabah 09:30’da. Zaten o feribota yetişmek için bir gece Bodrum’da kalmak gerekiyor. İki feribot aktarması yapıyorsunuz. Bir de Kos Limanı’na dış hatlardan iniyorsunuz, Leros’a giden feribot ise iç hatlardan kalkıyor, ikisinin arasında 20 dklık yürüe mesefesi var güneşin altında. Bir de Kos’a geldiğinizdeki pasaport kontrol kuyruğu acaba Leros feribotunu kaçırır mıyız paniğine neden oluyor (ki söyleyince polisler yardımcı oluyor).

IMG_2360

Gerek yok yani bu kadar aksiyona. Atina aktarmasıyla uçakla gitmek daha mantıklı.

IMG_2391

IMG_2405

IMG_3127

Agios Isidoros Kilisesi: 

IMG_3316

Burası da Leros yazınca görsellerde en çok çıkan yer. Sadece kilise var. Bir gün hem bu kiliseyi görelim hem de Gourna Plajı’nı deneyelim diye yola çıktık. Kilise tabii ki etkileyici, bulunduğu yer, manzara tatmin edici. Ancak Gourna Plajı’nı sevmedik, kumlu olduğundna deniz bulanıktı. O yüzden o gün de kilise ziyaretimizi tamamlayıp Panteli’ye geçtik yine.

tempImageForSave

IMG_2764

Önümüzdeki tatillete bakalım diyerek döndük ama bu yazıyı yazarken bile hem çok mutlu oldum hem bittiği için içim buruldu. Her tatili bitişi üzer ama Leros tatili ayrı bi tatlıydı. Bence herkes bir kez gitmeli Leros’a.

Sevgiler.

Temmuz 2018

IMG_1372

Temmuz’un ikinci yarısı tatilde olduğumdan bari ilk iki haftasını yazayım dedim. Ancak sanırım tatil heyecanından hiç fotoğraf çekmemişim. Sadece bu iki fotoğrafı bulabildim.

Tatil’e Leros’a gittik. Onu detaylı olarak ayrıca bir yazıya konu edeceğim önümüzdeki günlerde.

IMG_1389

Eve bu çiçekleri almıştım ay başında. 2 hafta dayandılar.

E tatilde olunca çok da kitap okudum. Onları da burada yazayım:

Geçen aylarda Laurent Gounelle’in Tanrı Daima Tebdili Kıyafet Gezer isimli romanını okumuştum. Hayır mağaradan çıkmadım, bu kitabı çook önceden defalarca gördüm ama hep biraz dandik gelmişti, elime alıp alıp bırakmıştım. Kısmet şimdiyeymiş ve evet yanılmışım. Gerek kurgusu, gerek içeriği ve diyalogları çok çok güzel bir kitapmış.

Esasında dandik görmekte kendimi anlıyorum çünkü aşırı kolay okunan bir roman. Ancak bazı gerçekleri çok basit ifade edebilmek bence güç ve Gounelle bence bunu çok başarıyla yapıyor.

Neyse kendisinin bu kitabını beğenince tatile giderken de üstteki iki kitabını aldım (ve evet içimden bir ses “ayy aynı şeyleri anlatıyodur kesin, burada iş ticarete dönmüştür” dedi biraz, sus dedim). Bu iki kitabı da çok sevdim.

Her 3 roman için kurguya yedirilmiş kişisel gelişim diyebiliriz. Ancak 3 kitapta da kişisel gelişimi yedireceğim diye kurguya önem verilmemezlik edilmemiş. Kurgu açısından en zayıfı olan “Mutlu Olmak İsteyen Adam” bile bence gayet hoştu.

Hiç okumadıysanız bence önce Tanrı Tebdil Kıyafet Gezer, sonra Yaşamayı Öğrendiğim Gün ve en son da Mutlu Olmak İsteyen Adam sıralamasıyla okuyabilirsiniz. Ben yazarın geri kalan kitaplarını da okuyacağım. Hatta hüzünlü olduğum gelecek bir zamanda bunları da tekrar okumayı planlıyorum 🙂

Bu arada aklıma gelmişken, Lüset Kohen Fist de böyle romana yedirilmiş kişisel gelişim yazıyor, onunkiler biraz daha az basit Gounelle’inkilerden ve onları da tavsiye ederim. Özellikle On Derin Ayakizi’ni etkileyici bulmuştum. IMG_3259

Bu ay bir de Chade-Meng Tan’den Joy on Demand’i okudum. Sanırım Türkçesi de var.

Bu kitap da aslında içten gelen bir neşe hissetmek için hiç bir şeye ihtiyacımız olmadığını anlatıp, bunu hissedebilmek için küçük ve somut öneriler sunuyor, aslında var olan neşemizi bulmamızı sağlamayı hedefliyor. Üstelik bunu hiç gıcıklaşmadan yapıyor (yani “ay hayat ne güzel kız, ne bozuyosun moralini” şeklinde değil kesinlikle).

Çok istifade ettiğim süper bi kitaptı. İnstagram story’de de en en beğendiğim kısımları paylaşmalara doyamadım. Bence herkesin okuması gereken bir kitap. Her gün mutlaka bir kısmı aklıma geliyor ve olaylara yaklaşımımı değiştiriyor.

Şu an da tatile götürdüğüm 3 kitabın erken bitmesi üzerine otelin lobbysinde bulduğum bir romanı okuyorum. Çok şanslıymışım çünkü bayıldım. Yazarın diğer kitaplarını da kesin okuyacağım. Onu da sonraki ay yazarım artık (arkası yarın yaptım).

Leros yazısında görüşmek üzere.

Öptüm.

Haziran 2018

tempImageForSave

Haziranın başında ortanca almıştım. Hiç uzun dayanmadığından ortancayı eve pek almıyorum aslında. Bunlar pembe veya mor değil de kır çiçeği görünümünde olduğundan yine bi denedim. Kısa süre de olsa çok güzellerdi.

5

Mutfakta bir çay köşesi yaptım.

IMG_0512

Cumartesi sabah kalkıp tembel tembel perdeleri açmak, dopçiklerin fotoğrafını çekmek de zevklerimin başında geliyor 🙂

3

Onlar da sanki ayrı bir pozcu oluyorlar cumartesi günleri.

IMG_0856

Bu kitapları almıştım bir Zorlu’ya gittiğimde. Milyon Dolarlık Sözler’i henüz okumadım.

IMG_1008

Mark Wolynn’den Seninle Başlamadı’yı çok çok beğenerek ve sindire sindire okudum. Çok aydınlatıcı bir kitap. Psikoloji, bilinçaltı,düşünsel sınırlarınız vs konularına ilginiz varsa kesinlikle öneririm. Yoksa da okuyabilirsiniz, yazar çok güzel sağlamış akıcılığı, hiç sıkılmazsınız.

IMG_1080

Aynı övgüleri Paul Coelho’nun son kitabı Hippi için yapamıyciyim. Zorladım, ittirdim olmadı, yarıda bıraktım. Veronika Ölmek İstiyor’u yazan biri bunu nasıl yazmış. Aşırı yüzeysel. Takılıyor ve akmıyor. Sevemedim.

IMG_0939

Spora devam ettim, düzenli yaptım sporumu.

IMG_0833

Haliyle sağlıklı beslenmeye de devam ettim. Kuşkonmazın tam zamanıydı yediniz mi? Hem çok körpe hem daha ucuz bu sıralar. Yemediyseniz kesin yiyin. Çok da faydalı.
2

Bu sağlıklı kase de hem lezzetli hem şıktı 🙂

IMG_1195

İşe giderken bazen daha özenli olasım geliyor. Bu o anlardan. Bazen de pijamayla gidesim geliyor.

IMG_1009

Zara’dan bu iki parçayı aldım tatilde giymek için. Sonra minimalist adam aldığı şeyi her ortamda değerlendirmeli dedim ve eteği ofiste de giydim. Üstü de her yerde giyecek kadar minimalist değilim 🙂

IMG_1104

Sevgilimle bir cumartesi Yeniköy’de yeni açılan Apartıman’ı denedik. Ortamı benim çok hoşuma gitti, adeta Paristesiniz. Ama Paris derken öyle klasik düşünmeyin. Çok modern ve Avrupai bir cafe restoran olmuş. Bizim o akşam başka bir yeme programımız vardı o yüzden sadece birer içki aldık. Ama başka bir gün yemek için de gideceğim.

0442268

Aslında her ay en az 2-3 film izliyorum. Ama çoktandır ay sonunda buraya yazacak kadar etkilendiğim bir film olmamış sanırım. Bu filmiyse izleyeli 2 hafta oldu ve hala aklımda. Kore filmi. To Be With You ingilizce adıyla bulabilirsiniz. Çok hafif fantastik öğesi olan bir dram filmiydi. Uyandırdığı hisler çok tatlı, üzücü olmasına rağmen sıcacık hissettiren bir film, izlediğimde beni çok sakinleştirdi, mutlu etti. Çok tavsiye ederim.

Instagramda bazen yazıyorsunuz şuna yer vermen çok güzel, şu faydalı oldu vs. mutlu oluyorum. Burada da haber verirseniz şunu yazdığın iyi oldu, şu içeriği sevdik, şunu sevmedik diye memnun olurum.

Öpücükler.

Mayıs 2018

IMG_0016

Bu bluzü Zara’dan aldım. Hem hafta içi işe giderken hem hafta sonu çokça giydim.

IMG_0056

Ben evde yokken eşim çekmiş mahcup İsmail’i.

IMG_0168

O akşam 5’te işten çıkmış, yürüyerek eve gelmiş, kendime çok sağlıklı bi akşam yemeği hazırlamış sonra da bir tabak meyvemle oturmuş ve tam bir kitap bitirmiştim yatana kadar. Kitap Hande Altaylı’dan Aşka Şeytan Karışır.

IMG_0217

Bu ay haftada bir öğün hariç hep sağlıklı beslendim. Yani tatlı yemedim, şeker tüketmedim, yağlı yemedim, porsiyonlarımı kibar tuttum. İşe 1-2 gün hariç hep yürüyerek gidip geldim. Bunun dışında düzenli de spor yaptım. Kilo verdim o zaten beklendik sonuç da, cildim bile güzelleşti. Sağlam kafa sağlam vücutta hakikaten, daha berrak düşünür oldum.

Bu gördüğünüz her günkü kahvaltımdı.  Bazı günler buna yarım avokado ve/veya bir minik dilim ekmek üzeri labne ve şekeriz reçel de eklendi. Reçel St. Dalfour, migroslarda satılıyor. Evde de yapılabilir ancak her seferinde farklı bir aroma almak daha çok hoşuma gidiyor benim. Evde yapınca 2-3 ay aynı reçeli yemek gerekiyor, bitmiyor.

IMG_0309

Bu da bir ara öğünümdü. Porridge üzeri yarım muz, kakao, tarçın ve ceviz.

IMG_0310

Oğulgül.

IMG_0313

Cumartesi akşamları istediğni yeme öğünüydü bizim için. Bir cumartesi Kadıköy’e gittik. Önce birer tane lahmacun yedik. Çünkü bence dünyanın en güzellahmacunu Borsam Taş Fırın ve şubeleri sadece Kadıköy’de var.

IMG_0318

Sonra da Piraye Taş Plak Meyhanesi’ne gittik.

IMG_0348

İnsanı bazen sıkıştırıyor çikolata/tatlı isteği. Öyle bir sıkıştırma anında yaptığım Brownie. Hemen tarif vereyim çünkü oldukça tatmin ediciydi ve böyle hem sağlıklı hem süper lezzetler varken ben bir daha normal brownie yiyeceğimi düşünmüyorum.

Unsuz, şekersiz, yağsız brownie: 2 muz ile 2 yumurtayı homojen bir karışım elde edene kadar çırpın. Karışıma 2 dolu çorba kaşığı saf kakao, 2 çorba kaşığı hindistan cevizi, 3 tatlı kaşığı bal ve 1 çay kaşığı karbonat veya kabartma tozu ekleyin, iyice karıştırın. 180 derece fırında 25-30 dk’da pişiyor. Minik bir borcama yağlı kağıt serin, yağ falan sürmeye gerek yok yapışmıyor. Servis ederken üzerinde hafif süt gezdirebilirsiniz daha ıslak bir kek isterseniz.

 

çöv

Bu da yulaflı brownie: 2 yumurtanın sadece akını bembeyaz olana kadar çırpın. İçine 10 tane çiğ fındık, 2 çorba kaşığı yulaf (tepeleme değil silme), 1 tepelemetatlı kaşığı saf kakao, 2 gün kurucu kayısı ve 2 çorba kaşığı pekmez ilave edip rondodan geçirin. Minik bir borcama yağlı kağıt serdiğniz tepside 180 derecede, 25-30 dk pişirin.

Tarifleri denerseniz bana da yazar mısınız?

IMG_0363

Pazarlar Belgrad Ormanı’na koşmaya gittik.

IMG_0376

Aktifliğimin haftalık raporuna bakmak çok tatmin ediciydi.

IMG_0379

Bu ay annem, anneannem ameliyat olacağı için Ankara’ya gitmişti. Biz de bir akşam babamla Eataly’de yemek yedik.

IMG_0380

Geçen ayki Hande Altaylı beğenim devam etti. Şu an da hala Maraz’ı okuyorum. Bunu da bitirince tüm kitaplarını bitirmişi olacağım. Bazılarını daha akıcı ve daha etkileyici bulsam da beğenmediğim hiç bir kitabı olmadı.

IMG_9899

Mayıs başında iş için Pakistan’a gitmiştim. Nemli havasını saçımdaki etkileri.

IMG_9943

Cumartesi sabahı böyle uyanmak, yatakta oyalanmak güzel şeyler. Cumartesilerin hep ama hep çok hızlı geçmesini nasıl yapacağız bilmiyorum.

IMG_9961

Aynı anda hem masum hem cin bakışlım.

dsdas

vdsg

Akşam yemeklerimiz de hep böyle et ya da balık yanında salata ya da yağsız pişmiş sebce ve yanına sağlıklı ibr karbonhidrat şeklindeydi (maş fasulyesi salatası / mercimek püresi/haşlanmış karabuğday vs).

IMG_0076

IMG_0402

tempImageForSave

Bu ayı da biraz oğlugül fotoğrafı ile kapatayım. Mutlu haziranlar!

Barbare Bağları – 5&6 Mayıs 2018

IMG_9784

5-6 Mayıs haftasonunda bir gece kalmalı olarak Barbare bağlarına gitmiştik.

Kısaca yorumlarımı ve fotoğraflarımı şöyle paylaşayım:

Yukarıdaki fotoğraf gider gitmez öğlen yemeğinden. 1 tam gün her şey dahil 990 TL.

IMG_9787

Yemekler genel olarak ortalama idi. Kesinlikle aç kamıyorsunuz ama öyle çok bayılarak yediğim herhangi bir şey de olmadı.

IMG_9807

IMG_9809

IMG_9814

Şaraplardan ise roze ve beyaz olanı içebildik biz. Kırmızı şarabı ortalama marketten alınmış sofra şarabı tadındaydı. Şarap tadımı sırasında da 3 şarap tattırıyorlar ve beklentimin bayağı altında kaldı.

IMG_9829

IMG_9837

Hafta sonu değişiklik olması, uçsuz bucaksızlığa bakabilmek açısından memnun kaldım. Ancak yemek ve şaraplarla fiyatı dikkate aldığımda bence fiyat performans açısından sınıfta kalan bir yerdi.

IMG_9838

Sevgiler.

Nisan 2018

IMG_8615

Ayın ilk günlerinde Basque Burnt Cheesecake veya San Sebastian Cheesecake denilen tabansız (bisküvi vs ile yapılan kısım) ve üstsüz (işte limon, çilek vs marmelat) bu cheesecake’ten yaptım.

Hem görüntü hem tadı çok çok iyiydi. Tek eksisi tabii ki aşırı kalorili olması. Senede bir ancak yerim ben bunu 🙂

tempImageForSave

Bu fotoğraf nedense böyle altı üstü şeritli oldu. Ama minnoşlarım o kadar tatlı çıktı ki yine de koymak istedim.

Processed with VSCO with j5 preset

Bu da sütlaç. Bayağı bildiğiniz sütlü, pirinçli ve şekerli olanından. Bu ay iki defa yaptım. Ancak ayın ikinci yarısı tüm evcek (İsmaille Bıdık hariç 🙂 ) sağlıklı beslenme ve spora başladığımızdan ikincisi daha az şekerli ve daha az pirinçliydi.

IMG_8996

Sağlıklı beslenmeye başlayınca kinoa kendiliğinden geldi. Et yemeğinin yanına yapmıştım bunu, kırmızı kinoadan kısır.

IMG_8950

Hep fotojenik.

IMG_8853

Bu sağlıklı beslenmeye başlamadan önceki başka bir cheesecake anıydı. Cup of Joy’dan alıp evde yemiştim. Çok da güzeldi.

IMG_8693

Eve hiç çiçek almadım bu ay. İş yerine gelen bir çiçeği eve getirdim, 2 hafta sonra sağlam kalanları ayıklayıp şöyle bir araya getirdim.

IMG_8663

Çeşitli etkileşimler.

IMG_8647

Böyle haftalık hareket durumlarının takibini yapmayı seviyorum. Ne kadar kalori yakmışım, kaç km yürümüşüm, kaç adım atmışım. Motivasyon oluyor daha fazlasını yapmaya.

IMG_9518

Bu ay Ürdün’de gitmiştim iş için. O şurdaki günlük yazıda olduğundan ayrıca yazmıyorum.

Ay sonunda 1 Mayıs tatilini de fırsat bilip 30 Nisan’ı izin alıp bir arkadaşımla Şirince’ye gittik 3 gün.

IMG_9502

Biraz burdan bahsedeyim. Nişanyan Evleri’nde kaldık. Şirince’den çok buraya tav olup gitmiştik zaten. Beklentimizin de üzerinde güzellikte ve sakinlikteydi.

IMG_0707

Şirince olunca bol bol kapı önü fotoğrafı var tabii.

IMG_0694

IMG_0572

IMG_0541

Suyu da özlemişim, havuza girmek çok iyi geldi.

Mayıs’ta da hem iş hem gezme için birkaç seyahatim var bakalım.

Sevgiler.

11 Nisan 2018 Çarşamba Günlüğü

Geçen gün “Ya mutluysak da bilmiyorsak” isimli bir konuşma dinledim. Yankı Yazgan’ın konuşmasıydı.

“Ne güzel zamanlardı” hissi sanırım hepimize geliyordur. Kendi örneğimde, çalışırken zorla gittiğim, çoğu günler eve gelip ağladığım eski iş yerimde yaşadığım şeyler aradan 1,5 yıl geçmiş haliyle şimdi benim için “ne güzel günlerdi, öyle yapardık, böyle yapardık” kıvamında.

Yankı Yazgan da bir durumun yaşanırken yaratığı duygularla yaşandıktan bir süre sonra yarattığı duygular arasında ciddi farklar olduğunu söylüyor. Özetle, “belki de mutluluk yaşanmayıp hatırlanan bir şey” diyor. Çünkü  mutluluğun gücünü yaşandığı anda hatırladığımız ana göre daha az hissediyoruz.

O konuşmayı dinlerken tuttuğum bu günlükler aklıma geldi, size de bu konuşmadan bahsetmek istedim. En alta linkini de bırakacağım. Benim bu günlük girişimim de aslında biraz “ne güzeldi o günler” diyeceğim günleri kayda geçirmek,  şimdi içindeyken “aslında ne güzel bu günler” duygusunu yaşamak.

Bugün iş için Ürdün’e gelecektim. Rutin dışı bir gün olduğundan bir de böyle bir günde günlük tutayım dedim. Buyrun:

IMG_8744

Evden 11:30’da çıkacağım için rahat kahvaltı yaparım diye börek almıştım dün akşamdan. Sabah 09:00’a doğru kalkıp önce kahvaltı yapıyorum.

Kahvaltıdan sonrasına dair bir fotoğraf yok çünkü salonda bir o koltuğa bir bu koltuğa devrildim. Beyim o sırada facebooktan falan komikli videolar izliyordu. Onunla takıldım.

IMG_8702

11’e doğru gitmeden bir kahve içeyim dedim. Canım da tatlı istiyordu, biraz tarçınlı muz yedim.

IMG_8703

Sizin de de ojenizdeki çıkan, pütürlenen vs bir kısmı acaba sadece ben mi görüyorum yoksa insanlar da görür mü diye incelediğiniz olur mu? Şu baş parmağımdaki pütürleri sadece benim gördüğüme karar verdim ve silmedim.

IMG_8704

Kahvemden sonra hazırlandım ve 11:30’da havaalanı transfer aracına bindim.

qa

Havaalanına erken vardım. Wifi’yı olan bir yerde takılayım diye Carluccio’s madem. Bir bicerin içtim orda da.

IMG_8720.JPG

Sonrası yolculuk. Uçağa bindiğim anda inene kadar kitap okudum. Dün gece başlamıştım Hande Altaylı’nın Kahperengisine. Uçakta yarıladım. Çok sürükleyici, çok güzel anlatımlı, derli toplu bir roman. Kesin “edebi değeri yok” diyenler olmuştur. Çünkü o tarzda. Bilemiyorum. Bana çok hitap etti, tam şu sıra ihtiyacım olan fazla yormadan alıp götüren cinsten. Yazarın başka kitaplarını da kesin okurum.

tempImageForSave

2 saat süren yolculuktan sonra Amman’a varıyoruz. Havaaalanından yarım saat uzaktaki otelimiz ve odam. Odaya girdiğimde bu manzara karşılıyor beni. Çok hoş.

tempImageForSave

Şu köşeyi de oldukça beğeniyorum.

Pratikte sabahtan beri bir şey yemediğim için bayağı açım. Odadaki ikramlık meyvelerden biraz yiyip, giyinip makyaj yapıp, Amman’da geliş amacımız olan evente iniyorum aşağı.

 

 

IMG_8750

Hazırlanmış halini fotoğraflamayı unutmuşum ama böyleydim ben bu akşam. Fuları şirket dağıttı, benim değil 🙂

IMG_8764

3 saatlik event ve 22:00’de yediğim dev akşam yemeğinden sonra odama dönüyorum. Diş fırçala, yüz temizle vs işlemlerini hallediyorum.

Çok ve geç saatte yemek yediğimden sıcak bir şeyler içeyim, mideme iyi gelir diye çekmeceleri karıştırıp bitki çaylarından papatya buluyorum. Otel odasında çay demleyip içmeyi de ayrıca severim.

IMG_8765

Demlediğim çayımı da baş ucuma alıp bilgisayarım ve kitabımla yatağıma giriyorum. Bu yazıyı bitirince birazcık da kitap okur uyurum.

İstanbul’da başlayıp Amman’da bitirdiğim bu günden hepinize sevgiler.

Yukarıda bahsettiğim konuşmanın linki şurda.

Çünkü belli olmaz, belki de “hayatımızın en mutlu günüdür de bilmiyoruzdur” 🙂

Mart 2018

e

Bu sofrayı Mart’ın son günü gelecek misafirlerimiz için kurmuştum. Sapsade. Yeşil dallardan oluşan minik bir aranjman, onlara uyumlu peçeteler, çok sevdiğim epeski şamdanımız.

v

Bence yeni temizlenmiş mutfak aşırı huzurlu bir şey. Çok huzur annecim 😀

a

Bu ay bu kitapları okudum. Bir kısmı Şubat’tan da Mart’a devam etmiş olabilir. Tekrara düştüysem sorry.

n

Oruç Aruoba’nın De Ki İşte’sini okudum. Kalbimden kalpler çıktı her okuduğum satırda:

“Yaşamın yaşadıklarındır – yaşamaya ‘karar’ verdiklerin ya da yaşamak ‘istedik’lerin değil.”

“Yaşamda sık sık istemediğin durumlarda kalacaksın – ama, geriye dönüp böyle durumlara düşüş nedenlerini düşündüğünde, göreceksin ki, o durumlara girmen, her seferinde senin bir duruma girmek istemenden kaynaklanmış – yaşamının durumlar zinciri incelendiğinde, bulacağın hep, kendin olacak.

Yaşamda hep kendini girmek istemediğin durumlara sokmak isteyecek ve sokacaksın”

“Yaşamdan ne istediğini bilememekle de kalmayacaksın. Bakacaksın ki, ne olduğunu bilmediğin şeyler istemişsin; istediğinin ne olduğunu bilmeden de; ne olduğunu bilmediğin şeyler yapmışsın. Çelişkili eylemlerinde hem kendini hem ilişkide olduğun kişileri öyle durumlara sokmuş olacaksın ki, sen de onlar da, ne yapılabileceğini bilmediğiniz durumlarda kalacaksınız.”

 

y

Bir akşam fırında köfte.
l

Bir akşam yalancı beyti.

a

Yukarıdaki sofrayı hazırladığım misafirlerimize patlıcanlı börek.

t

Bir akşam da favorim olan yeşil mercimek. Bu ay bu yemeklerin fotoğrafını çekmişim.

p

Frezyalar. Çok güzellerdi ve uzun süre de dayandılar. O buketin içinde gördüğümüz beyaz beyaz minik toplu bitkiyi ise hiç tavsiye etmiyorum. Hem çok çabuk hem de o kadar pis şekilde dökülüyor ki temizleyene kadar bayağı uğraştım.

IMG_8218

t

İsmail’de bu ay.

b

Bıdık’ta bu ay.

sa

Aslında burda makyaj yapmıştım ama makyajsız gözüküyorum bence. En sevdiğim makyaj stili.

q

Bu ay bir de bol bol yürümeye, mümkün mertebe spor yapmaya çalıştım. Hareketlilik açısından başarılı oldum. Yemek açısından da en az o kadar başarılı olduğumdan kilo vermedim ama sağlıklı hissettim.

Bu hafta sonunda bir kahvaltı menüleri postu yapmayı planlıyorum. Nisan ayında da minik seyahatler planlıyorum bakalım.

Sevgiler.

19 Mart 2018 Günlüğü

IMG_8170

Bugün evden çalışıyorum. 08:00’de uyanır uyanmaz kendime bir kahve yapıp yanında da dünden kalan bisküvili pastadan yiyorum. Bir taraftan da biraz işlere bakıyor, haftalık program yapıyorum.

IMG_8172

Dün geçe 03:00’de yattığımdan olsa gerek uykum geliyor. Biraz koltuğa geçiyorum, uyuyakalırım umuduyla kitabımı elime alıyorum. Ama uyuyamıyorum. Bir yarım saat okuyorum. Oruç Aruoba’ya içimden sarılıyorum okudukça. Yine huzur veriyor yazdıkları, içimi sakinleştiriyor.

IMG_8178

Bey bugün öğlen işe gidecek. Kalkıp birer tane açık tost yapıyorum. Kaşar, Cheddar, az ketçap, sucuk, domates, tüm bunların altına da az tereyağ.

IMG_8179

Bunu yedikten sonra üstüne de birer dilim sabahki pastadan yiyoruz. Oh yarasın. Neyse pasta bitti.

IMG_8183

Kahvaltıdan sonra biraz daha işlere bakıyorum. Sonra bir kargo iade işimi halletmek hem de 2-3 ay önce açılan bir marketi gezmek için biraz dışarı çıkıyorum. Marketin adı “Batı Gourmet Market” ama gerçek gurmelik bu değil dostum. Hiç çeşit yok, alacak bir şey bulamıyorum.

IMG_8218

Ben de dönüşte çiçekçiye uğrayıp frezyalarla şu aranjmanı yapıyorum.

IMG_8220

Çiçeklerimin dibinde hem biraz çalışıyor hem de ara öğün yiyorum.

IMG_8222

Bana bugün bir kıtlık geldi, doymak bilmiyorum. Biraz da krakerin üstüne labne ve reçel sürüp kahvemle de onu yiyorum. Çünkü hem sabah hem öğlen yediğim tatlı yetmedi. Arada olur öyle. Bunları yerken de tatlı tarifleri bakıyorum pinterestten 😀

IMG_8223

Aslında bulaşık makinesini boşaltmam lazım ama biraz daha mutfakta durursam daha neleri yerim diye kendimi banyoya atıyorum. Duş alıp sonra yüzüme uzun uzun peeling yapıyorum. Ardından kil maskesi, gül suyunu tonik niyetine kullanış ve nemlendirici. Bir yarım saat sürüyor bu yüz bakımım.

IMG_8228

Artık biraz daha uyumazsan akşam 8’de uykum geleceğinden koltukta İsmail’in yanına kıvrılıyorum yine kitabımla. Yine çok verimli değil ama bir 10 dakika dalıyorum hiç değilse.

IMG_8229

Saat 18:00 gibi annemlere gidiyorum, bey çalışıyor ben de akşam yemeğini annemlerde yerim madem.

IMG_8238

Sadece bunu yemedim tabii, üstüne makarna ve yanında yumurtalı ıspanak. Sonra da kabak tatlısı. Aslında pek tatlı da sevmem, daha çok tuzlu ekşi tatlardır benim kalemim ama bugün diyabete oynadım resmen.

IMG_8244

Annemlerden geldikten sonra bulaşık makinesi boşaltma, kuruyan çamaşırları kaldırma vs ayak işlerini başarıyla hallettikten sonra salona geçiyorum. Size bu satırları yazarken oğlanlar da kah birbirine giriyor kah beni izliyor.

Böyle güzel ve sakin bir gündü. Şimdi bir bira açıp  yorgunluk durumuma göre 1-2 bölüm Good Fight izlemeyi planlıyorum. Sonra da kitabımı alır yatağa geçerim.

Hep de sevgiler.

Şubat 2018

Bugün (aslında bir kaç gündür) o kadar  gerçekler dünyasındna kopuk hissediyorum ki kendimi. Hayat gerekliliklerine uyumlanmakta zorlanıyorum, iş manasında yaptığım her şey aşırı anlamsız geliyor, kendimi motive etmekte zorlanmanın çok ileri aşamalarındayım. Ve daha bu tarz bir sürü şey.

Bu durumumun etkileri Şubat postuna da yansır da bayık gelirse bilin istedim. Hiç neşeli bir dönemimde değilim.

Çiçek: 

IMG_6175

Şubat başında sarı ve turuncu erengüllerle okaliptüs dalları aranjmanı yapmıştım. Evde döne döne beğendim bunları, her bakışımda güzelliklerine, renklerine hayran kaldım. Bu ay favori çiçeğim ve yanı sıra uzuuuun zamandır en favori çiçeğim de bunlar oldu.

IMG_6158

Zaten erengül hem güllerin o şaşalı hafif kıro hallerinden uzak hem gül güzelliğinde olmasıyla çok sevdiğim bir çiçek.

IMG_6760

10 gün kadar sonra turuncuları ve sarıların bir kısmı soldu. Geri kalanları şöyle toparladım. Yine ayrı güzel oldu bence.

Yeme içme: 

Aslında bu ay tabii pek çok akşamlar yemek yaptım. Ama ya yeni bir şey denemedim ya da fotoğrafını çekmemişim ve hatırlamıyorum. Yeme içme adına fotoğraf bunları gördüm telefonumda. Ama bence kayde değerler. Şu nedenlerle:

IMG_6906

Bitki çaylarımın içine böyle bir tüm dilim portakal ya da greyfurt ya da kabuk tarçın koydum. Tatlı tatlı ve kokulu oldu. Havalar hiç soğuk olmasa da keyifsiz hallerimde içimi ısıttı.

IMG_6958

Evde yapabildiğim her kahvaltı benim için mutluluk sebebiydi.

Processed with VSCO with l4 preset

Bir cumartesi canım kahvenin yanında kek yemek istedi. Evde süt yoktu, yumurtalar dolaptaydı ve soğuktu. Benim gidip süt alıcakk enerjim ve yumurtaların oda sıcaklığına gelmesini bekleyecek sabrım yoktu. Pelit’ten kek sipariş ettim. Çok rahatsız oldum bu hareketimden, kalkıp kendi kekimi yapmamaktan. Aman canım sağ olsuni bu defa da böyle olsun diye içimi rahatlatmaya çalıştım. Kek de Pelit’ten beklemediğim şekilde kuruydu.

IMG_7258

Bu da işe gitmeden kısaca da olsa evde yaptığım kahvaltılarımdan.

IMG_7464

Son olarak brüksel lahanasını şöyle yemediyseniz bence yiyin. Kilolarca yedim ve yiyebilirim bu şekilde:

4 çorba kaşığı zeytinyağı, 2 çorba kaşığı elma sirkesi, 2 tatlı kaşığı hardal ve bir tatlı kaşığı bal. İstediğiniz kadar da tuz, karabiber. Karıştırın.

Haşladığınız ve sıcakken ortadan ikiye kestiğiniz brüksel lahanalarını yine sıcakken bu karışıma bulayın. Sos aralardan içine giriyor lahanaların. Böyle turşumsu muhteşem bir lezzet

Kitap: 
IMG_6373

Dorris Lesing’imin Son Aydınlık Yaz’ını severek okudum ve bitirdim.

IMG_6964

Üstüne de yine bayağı sevdiğim Ayfer Tunç’un Dünya Ağrısı’nı okudum.

Kitaplardan alıntı yapmamın daha iyi olacağı yönünde mesajlar aldım. Burada yaparsan çok uzar. Kitaplar için ayrıca post yapacağım.

Gezi: 

IMG_7580

Daha önce gitmediğim Balat’a gittim. Bu fotoğraf ordaki en beğendiğim cafe’den.

IMG_7727.PNG

Aynı kafe. Ama adına bakmamışım. Kafeleri falan hoş, sempatik, tatlı ama Balat sokakları genel olarak raat edebileceğim sokaklar gibi gelmedi bana. Çok uzatmadan İstanbul’da pek çok defa vardığım o sonuca vardığımı söyleyeyim yine: “It’s not the city but the people”.

Dekorasyon:

IMG_7741

Kadıköy’deki bir eskici dükkanından 35 tlye aldığım şu şamdan favorilerimden biri. İçine mum uydurmak biraz zor oldu ama H&M Türkiye’de de ev&dekorasyon satışına başlamış, ordan buldum mumları. 2 şamdan daha var aslında aynı yerden aldığım, onlar tekli. Onları da ilerleyen zamanlarda görürsünüz.

IMG_6726

Kapadokya’dan topladığım kozalaklar da çok sevdiği dekorasyon malzemelerindendi. Fakat bilmezdim, kozalaklar ev sıcağını görünce açıldı, genişledi, kimisi darmadağın bir görüntüye sahip oldu. Dolayısıyla bu görüntü ancak 1-2 hafta kalabildi. Deforma olmadan kalan kozalaklarla başka bir dekorasyın yaptım. Biraz daha olgunlaşsın fotoğrafını çekerim onun da 🙂

Film: 

Birkaç film izledim ama sadece en beğendiğime yer vereceğim: “If the cats disappears from the world”

yhty

Beyninde tümör olduğunu öğrenen bir postacı çocuk var. Doktoru 1 haftalık ömrü kaldığını söylüyor. Aynı gün hayatına fantastik bir kahraman giriyor ve dünyadan bir şeyi silme kaydıyla çocuğun ömrüne 1 gün ekliyor. Önce telefonları siliyor, sonra filmleri. İş kedilere geldiğinde durum farklılaşıyor. Bu farklılaşmada ana karakterin geçmişine, gidiyoruz.

Çok çok çok güzel bi filmi. Konu klişe gelmiş olabilir ama inanın işlenişi çok farklıydı. Çok yoğun duygular yaşatan bir filmdi, hala da etkisindeyim ki izleyeli 3-4 gün oluyor. Bir de anneme çiçek alacağım önümüzdeki ay. Siz de alın imkanınız varsa.

Başka başka: 

IMG_7047

Şu pamuklarımsız aylık post olur mu?

IMG_7316

Son olarak bu ay hem benim hem sevgilimin doğum günü. Fotoğraf benim doğum günümden. Doğum günlerimizde yeni restoranlar keşfedelim şeklinde sözlere dökülmemiş bir anlaşmamız var aslında. Ama ben bu doğum günümde bildiğim yoldan ilerleyip güzel italyan yemeği yiyip şarap içelim istedim ve çok klasik şekilde Eataly’e gittik. Fotoğrafta da kendimi güzel bulmadım ama sıradan olmasına rağmen güzel bşr akşamdı. O yüzden paylaşıyorum.

Baydım mı içinizi?

Sevgiler.