20 Mart 2019 Günlüğü

Processed with VSCO with j5 preset

7:30’da alarmım çalıyor, 8’de ancak kalkıyorum.

Bahar yorgunluğu dönemine girdim, Mart’ta hep böyle olur. Kışın da sabah hava karanlık diye kalkamıyorum. Yazın da gece sıcaktan uyuyamayıp sabah kalkamıyorum. Durumlar böyle :/

Babam da ingilizmişçesine muhteşem bir porridge yapıyorum. Zaman içinde deneye deneye optimum kıvama şöyle ulaştım:

Sabah ilk iş 4 çorba kaşığı yulaf ve 1 çorba kaşığı amaranthı tencereye koyup hepsi suya batacak kadar da oda sıcaklığında su koyuyorum. Sonra ben ağzımı susam yağıyla çalkalayıp, yüzümü yıkayıp bazen bir 10 dakika meditasyon yapana kadar onlar yumuşuyor. (Geceden ıslatınca fazla hamursu oluyor.)

Sonra üstüne süt (bence en iyi kıvam günlük süt ile alınıyor) ekleyip orta ateşte yavaş yavaş, arada karıştırarak pişiriyorum. Eskiden içine chia da koyardım ama artık üstüne koyuyorum çünkü içinde kıvamı fazla koyulaştırıyor.

Üstüne de dilediğinizi koyun. Ben canım çok tatlı istemedikce muz tercih etmiyorum, muz bağırsaklarımı yavaslatıyor erkenden yiyince -too much info :)- en yakışan meyve de yaban mersini bence.

Bir porridge üzerine 3 paragraf yazdım evet.

Processed with VSCO with j2 preset

Yüzüme çook ince bi fontöden, az bi rimel sürüyorum, kolyelerimi takıyorum. Doooğru işe.

Ofiste e-maillar gönder, yazılar yaz vs fotoğrafı çekilecek bir şey yok.

IMG_3772

Öğlen biraz daha uzaklara yürümeyi planlamıştım ama hava düne göre aşırı soğukmuş ve ben çok ince giyinmiştim. O yüzden ofise 5 dk mesafede bir restorana gidip bir menemen yiyorum.

1buçuk saat kadar geniş geniş Harry Potter’ımı okuyorum. Mis.

IMG_3779

Yemekten sonra da 3 saat falan çalışıp eve dönüyorum. Sabah yürüyerek gitmiştim ama soğuk nedeniyle dönüşte otobüse bindim.

Eve gelince biraz dinlenip 30-35 dk hafif bir spor yapıyorum.

IMG_3780

Sonra yemek hazırlıkları ve yemek.

Köfteleri biraz kabak, soğan ve domates sosuyla fırına sürdüm. Yanına da frik-siyez bulguru karışık pilav.

Processed with VSCO with j5 preset

Beyim bu gece nöbetçi, ben de 21:00 gibi Cansuyla buluşup bir kahve içiyorum.

75CB20DD-BE1F-4BF9-80CD-F22F6469E45B

23:30’a doğru eve geldiğimde bu uzmanlar “bizimle oyna zalımın kızı” modunda bacaklarıma dolanıyorlar.

Kıyamıyorum bir yarım saat de onlarla oturuyorum, biraz mıncırıp sıkıştırıp fazla enerjilerini alıyorum 🙂 Canikomlar.

IMG_3825

24:00 gibi de yatağıma geçip 1 saat kadar mum ışığunda kitabımı okuyorum.

Akşam içtiğim kahvenin etkisiyle sanırım hala da uykum gelmiyor ama sabah kalkamam diye 1 saatin sonunda uyku moduma geçiyorum.

Öptüm.

21 Şubat 2019 Günlüğü

IMG_2055

Saatim 07:15te çalıyor, 07:30 gibi zorla çıkıyorum yataktan. Önce akşam kitap okumaktan fırsat bulamadığım bulaşık makinesi boşaltma işine girişiyorum.

IMG_2056

Sonra klasik bir kahvaltı yapıyorum. Ekmeksiz.

IMG_2057

Kahvaltıdan sonra mutfaktan çıkmadan ofise götürmek üzere kahvemi de demleyeyim diyorum. Bu esnada uyandığımdan bu yana 1 saat falan geçmiş ama hâla içime içime uyuyorum. Ofise varsam da kahvemi içsem.

Processed with VSCO with j5 preset

Bugün ofiste pek önemli bir olay yok, pek kimseyi de görmeyeceğim. O yüzden en rahat kazağımla taytımı geçiriyorum üstüme. Sonra inci takasım geliyor, inci kolyeme uzanırken bu mavili inciyi görüyor ve “aa kazağım da mavi ne uyumlu olur” diyip onu takıyorum. Paltomu da giyince hiç hedeflemediğim bir uyum yakalamış oluyorum.

Kolyeyi 3 yıl önce Yargıcı’dan almıştım. Paltom Academia. Kazağımı da Londra’da Uniqlo’dan almıştım geçen sene sonu gittiğimde.

Makyaj da yapmıyorum, yüzüme bir krem sürüp çıkıyorum.  Bugün soft ve sade hissediyorum.

IMG_2078

Çıkmadan çantama greyfurt atmıştım, ofise geldiğimde AVM’nin güvenliğinden geçerken greyfurt yuvarlandı güvenlik görevlisinin garip bakışları altında.  Gayet doğal şekilde aldım çantama attım ve devam ettim 🙂 Yağ yakıyoruz burda 🙂

Ofise gelir gelmez paltomu bir kenara atıp derhal kahvemi içiyorum. Mmmm yine nefis demlemişim. Kendim diye demiyorum ama çok güzel filtre kahve demlerim, çekirdeği de bir mânim yoksa hep Petra’dan alırım.

IMG_2080

Sonra hazır ofis sakinken uzun süredir elimde sürünen birkaç işi tamamlıyor, biraz sevdiğim bloglara biraz H&M’e bakıyorum. Sepetime bir kaç şey attım ama du bakalım daha satın almadım.

IMG_2082

E öğle arası madem. AVM’de hızlıca bir balkabağı çorbası ve ızgara somon yiyip biraz yürümek, hava almak için kendimi dışarı atıyorum. 10 dk yürüyüp biraz ilerideki bir kafeye giriyorum, biraz kitap okurum havam değişir.

Dün akşam kitabımı bitirmiştim, fotoğraftaki kitaba başlıyorum ama üzgünüm hiç sarmıyor. Canım daha sürükleyici, daha sayfalar nasıl akıyor anlamadan geçen br kitap istiyor.

Yeşil çayımı içiyorum ve kurabiyeden 1-2 ısırık alıyorum ama ı-ıh, o da güzel değil. Neyse ben de çayımı bitirip geri ofise yürüyorum.

IMG_2085

E dün kitabım bitmişti, öğlen başladığım da sarmadı, inip bir kitap alayım madem diyorum. İstiyorum ki şöyle Tess Gerritsen tarzında hem kurgunun aşırı sardığı,  hem de karakter derinliğini de biraz veren bir roman olsun.

Ruth Rendell diye daha önce okumadığım bir yazarın Tigerlily’nin Orkideleri isimli romanını alıyorum. Üstünde dünyanın en çok okunan 10 polisiye yazarından biri olduğu yazıyor. Bakalım.

IMG_2086

İşte bu noktadan sonra işler biraz çığırıdan çıkıyor. Ofise döndüğümde önce evden getirdiğim greyfurtu yiyorum. Ama sonra canım aşırı hamur çekiyor ve üstüne 3 de tuzlu kurabiye yiyorum kefirle. Abartı bir şey yok ama bugün dikkat etmeye, karbonhidratı azaltmaya çalışıyordum.

Processed with VSCO with j2 preset

Saat 17:00’ye geliyor. İçimde kurabiye yemiş olmanın pişmanlığıyla eve gidiyorum 🙂 Bir 40-45 dakika kassal egzersiz yapıyorum. Ama nedense bugün aşırı gergin ve yorgunum, her zamanki verimi alamıyorum kendimdem spor yaparken.

Sonra akşam yemeğine annemlere gidiyoruz, annem köfte yapmıştı davet etmişti.

Processed with VSCO with j2 preset

Yemek sonrası 09:00 gibi eve döndüğümüzde benim pilim iyice bitmişti. Zaten öğleden sonra kendimi gergin hisettiğim için yarım atarax almıştım. Onun da etkisiyle iyice uyukluyorum.  Zor güç bir duş alıp salona geçtiğimde saat 09:30. Biraz otursam da fazla dayanamayıp kendimi yatağa atıyorum.

Sevgiler.

Temmuz 2018

IMG_1372

Temmuz’un ikinci yarısı tatilde olduğumdan bari ilk iki haftasını yazayım dedim. Ancak sanırım tatil heyecanından hiç fotoğraf çekmemişim. Sadece bu iki fotoğrafı bulabildim.

Tatil’e Leros’a gittik. Onu detaylı olarak ayrıca bir yazıya konu edeceğim önümüzdeki günlerde.

IMG_1389

Eve bu çiçekleri almıştım ay başında. 2 hafta dayandılar.

E tatilde olunca çok da kitap okudum. Onları da burada yazayım:

Geçen aylarda Laurent Gounelle’in Tanrı Daima Tebdili Kıyafet Gezer isimli romanını okumuştum. Hayır mağaradan çıkmadım, bu kitabı çook önceden defalarca gördüm ama hep biraz dandik gelmişti, elime alıp alıp bırakmıştım. Kısmet şimdiyeymiş ve evet yanılmışım. Gerek kurgusu, gerek içeriği ve diyalogları çok çok güzel bir kitapmış.

Esasında dandik görmekte kendimi anlıyorum çünkü aşırı kolay okunan bir roman. Ancak bazı gerçekleri çok basit ifade edebilmek bence güç ve Gounelle bence bunu çok başarıyla yapıyor.

Neyse kendisinin bu kitabını beğenince tatile giderken de üstteki iki kitabını aldım (ve evet içimden bir ses “ayy aynı şeyleri anlatıyodur kesin, burada iş ticarete dönmüştür” dedi biraz, sus dedim). Bu iki kitabı da çok sevdim.

Her 3 roman için kurguya yedirilmiş kişisel gelişim diyebiliriz. Ancak 3 kitapta da kişisel gelişimi yedireceğim diye kurguya önem verilmemezlik edilmemiş. Kurgu açısından en zayıfı olan “Mutlu Olmak İsteyen Adam” bile bence gayet hoştu.

Hiç okumadıysanız bence önce Tanrı Tebdil Kıyafet Gezer, sonra Yaşamayı Öğrendiğim Gün ve en son da Mutlu Olmak İsteyen Adam sıralamasıyla okuyabilirsiniz. Ben yazarın geri kalan kitaplarını da okuyacağım. Hatta hüzünlü olduğum gelecek bir zamanda bunları da tekrar okumayı planlıyorum 🙂

Bu arada aklıma gelmişken, Lüset Kohen Fist de böyle romana yedirilmiş kişisel gelişim yazıyor, onunkiler biraz daha az basit Gounelle’inkilerden ve onları da tavsiye ederim. Özellikle On Derin Ayakizi’ni etkileyici bulmuştum. IMG_3259

Bu ay bir de Chade-Meng Tan’den Joy on Demand’i okudum. Sanırım Türkçesi de var.

Bu kitap da aslında içten gelen bir neşe hissetmek için hiç bir şeye ihtiyacımız olmadığını anlatıp, bunu hissedebilmek için küçük ve somut öneriler sunuyor, aslında var olan neşemizi bulmamızı sağlamayı hedefliyor. Üstelik bunu hiç gıcıklaşmadan yapıyor (yani “ay hayat ne güzel kız, ne bozuyosun moralini” şeklinde değil kesinlikle).

Çok istifade ettiğim süper bi kitaptı. İnstagram story’de de en en beğendiğim kısımları paylaşmalara doyamadım. Bence herkesin okuması gereken bir kitap. Her gün mutlaka bir kısmı aklıma geliyor ve olaylara yaklaşımımı değiştiriyor.

Şu an da tatile götürdüğüm 3 kitabın erken bitmesi üzerine otelin lobbysinde bulduğum bir romanı okuyorum. Çok şanslıymışım çünkü bayıldım. Yazarın diğer kitaplarını da kesin okuyacağım. Onu da sonraki ay yazarım artık (arkası yarın yaptım).

Leros yazısında görüşmek üzere.

Öptüm.

Haziran 2018

tempImageForSave

Haziranın başında ortanca almıştım. Hiç uzun dayanmadığından ortancayı eve pek almıyorum aslında. Bunlar pembe veya mor değil de kır çiçeği görünümünde olduğundan yine bi denedim. Kısa süre de olsa çok güzellerdi.

5

Mutfakta bir çay köşesi yaptım.

IMG_0512

Cumartesi sabah kalkıp tembel tembel perdeleri açmak, dopçiklerin fotoğrafını çekmek de zevklerimin başında geliyor 🙂

3

Onlar da sanki ayrı bir pozcu oluyorlar cumartesi günleri.

IMG_0856

Bu kitapları almıştım bir Zorlu’ya gittiğimde. Milyon Dolarlık Sözler’i henüz okumadım.

IMG_1008

Mark Wolynn’den Seninle Başlamadı’yı çok çok beğenerek ve sindire sindire okudum. Çok aydınlatıcı bir kitap. Psikoloji, bilinçaltı,düşünsel sınırlarınız vs konularına ilginiz varsa kesinlikle öneririm. Yoksa da okuyabilirsiniz, yazar çok güzel sağlamış akıcılığı, hiç sıkılmazsınız.

IMG_1080

Aynı övgüleri Paul Coelho’nun son kitabı Hippi için yapamıyciyim. Zorladım, ittirdim olmadı, yarıda bıraktım. Veronika Ölmek İstiyor’u yazan biri bunu nasıl yazmış. Aşırı yüzeysel. Takılıyor ve akmıyor. Sevemedim.

IMG_0939

Spora devam ettim, düzenli yaptım sporumu.

IMG_0833

Haliyle sağlıklı beslenmeye de devam ettim. Kuşkonmazın tam zamanıydı yediniz mi? Hem çok körpe hem daha ucuz bu sıralar. Yemediyseniz kesin yiyin. Çok da faydalı.
2

Bu sağlıklı kase de hem lezzetli hem şıktı 🙂

IMG_1195

İşe giderken bazen daha özenli olasım geliyor. Bu o anlardan. Bazen de pijamayla gidesim geliyor.

IMG_1009

Zara’dan bu iki parçayı aldım tatilde giymek için. Sonra minimalist adam aldığı şeyi her ortamda değerlendirmeli dedim ve eteği ofiste de giydim. Üstü de her yerde giyecek kadar minimalist değilim 🙂

IMG_1104

Sevgilimle bir cumartesi Yeniköy’de yeni açılan Apartıman’ı denedik. Ortamı benim çok hoşuma gitti, adeta Paristesiniz. Ama Paris derken öyle klasik düşünmeyin. Çok modern ve Avrupai bir cafe restoran olmuş. Bizim o akşam başka bir yeme programımız vardı o yüzden sadece birer içki aldık. Ama başka bir gün yemek için de gideceğim.

0442268

Aslında her ay en az 2-3 film izliyorum. Ama çoktandır ay sonunda buraya yazacak kadar etkilendiğim bir film olmamış sanırım. Bu filmiyse izleyeli 2 hafta oldu ve hala aklımda. Kore filmi. To Be With You ingilizce adıyla bulabilirsiniz. Çok hafif fantastik öğesi olan bir dram filmiydi. Uyandırdığı hisler çok tatlı, üzücü olmasına rağmen sıcacık hissettiren bir film, izlediğimde beni çok sakinleştirdi, mutlu etti. Çok tavsiye ederim.

Instagramda bazen yazıyorsunuz şuna yer vermen çok güzel, şu faydalı oldu vs. mutlu oluyorum. Burada da haber verirseniz şunu yazdığın iyi oldu, şu içeriği sevdik, şunu sevmedik diye memnun olurum.

Öpücükler.

Mart 2018

e

Bu sofrayı Mart’ın son günü gelecek misafirlerimiz için kurmuştum. Sapsade. Yeşil dallardan oluşan minik bir aranjman, onlara uyumlu peçeteler, çok sevdiğim epeski şamdanımız.

v

Bence yeni temizlenmiş mutfak aşırı huzurlu bir şey. Çok huzur annecim 😀

a

Bu ay bu kitapları okudum. Bir kısmı Şubat’tan da Mart’a devam etmiş olabilir. Tekrara düştüysem sorry.

n

Oruç Aruoba’nın De Ki İşte’sini okudum. Kalbimden kalpler çıktı her okuduğum satırda:

“Yaşamın yaşadıklarındır – yaşamaya ‘karar’ verdiklerin ya da yaşamak ‘istedik’lerin değil.”

“Yaşamda sık sık istemediğin durumlarda kalacaksın – ama, geriye dönüp böyle durumlara düşüş nedenlerini düşündüğünde, göreceksin ki, o durumlara girmen, her seferinde senin bir duruma girmek istemenden kaynaklanmış – yaşamının durumlar zinciri incelendiğinde, bulacağın hep, kendin olacak.

Yaşamda hep kendini girmek istemediğin durumlara sokmak isteyecek ve sokacaksın”

“Yaşamdan ne istediğini bilememekle de kalmayacaksın. Bakacaksın ki, ne olduğunu bilmediğin şeyler istemişsin; istediğinin ne olduğunu bilmeden de; ne olduğunu bilmediğin şeyler yapmışsın. Çelişkili eylemlerinde hem kendini hem ilişkide olduğun kişileri öyle durumlara sokmuş olacaksın ki, sen de onlar da, ne yapılabileceğini bilmediğiniz durumlarda kalacaksınız.”

 

y

Bir akşam fırında köfte.
l

Bir akşam yalancı beyti.

a

Yukarıdaki sofrayı hazırladığım misafirlerimize patlıcanlı börek.

t

Bir akşam da favorim olan yeşil mercimek. Bu ay bu yemeklerin fotoğrafını çekmişim.

p

Frezyalar. Çok güzellerdi ve uzun süre de dayandılar. O buketin içinde gördüğümüz beyaz beyaz minik toplu bitkiyi ise hiç tavsiye etmiyorum. Hem çok çabuk hem de o kadar pis şekilde dökülüyor ki temizleyene kadar bayağı uğraştım.

IMG_8218

t

İsmail’de bu ay.

b

Bıdık’ta bu ay.

sa

Aslında burda makyaj yapmıştım ama makyajsız gözüküyorum bence. En sevdiğim makyaj stili.

q

Bu ay bir de bol bol yürümeye, mümkün mertebe spor yapmaya çalıştım. Hareketlilik açısından başarılı oldum. Yemek açısından da en az o kadar başarılı olduğumdan kilo vermedim ama sağlıklı hissettim.

Bu hafta sonunda bir kahvaltı menüleri postu yapmayı planlıyorum. Nisan ayında da minik seyahatler planlıyorum bakalım.

Sevgiler.

Şubat 2018

Bugün (aslında bir kaç gündür) o kadar  gerçekler dünyasındna kopuk hissediyorum ki kendimi. Hayat gerekliliklerine uyumlanmakta zorlanıyorum, iş manasında yaptığım her şey aşırı anlamsız geliyor, kendimi motive etmekte zorlanmanın çok ileri aşamalarındayım. Ve daha bu tarz bir sürü şey.

Bu durumumun etkileri Şubat postuna da yansır da bayık gelirse bilin istedim. Hiç neşeli bir dönemimde değilim.

Çiçek: 

IMG_6175

Şubat başında sarı ve turuncu erengüllerle okaliptüs dalları aranjmanı yapmıştım. Evde döne döne beğendim bunları, her bakışımda güzelliklerine, renklerine hayran kaldım. Bu ay favori çiçeğim ve yanı sıra uzuuuun zamandır en favori çiçeğim de bunlar oldu.

IMG_6158

Zaten erengül hem güllerin o şaşalı hafif kıro hallerinden uzak hem gül güzelliğinde olmasıyla çok sevdiğim bir çiçek.

IMG_6760

10 gün kadar sonra turuncuları ve sarıların bir kısmı soldu. Geri kalanları şöyle toparladım. Yine ayrı güzel oldu bence.

Yeme içme: 

Aslında bu ay tabii pek çok akşamlar yemek yaptım. Ama ya yeni bir şey denemedim ya da fotoğrafını çekmemişim ve hatırlamıyorum. Yeme içme adına fotoğraf bunları gördüm telefonumda. Ama bence kayde değerler. Şu nedenlerle:

IMG_6906

Bitki çaylarımın içine böyle bir tüm dilim portakal ya da greyfurt ya da kabuk tarçın koydum. Tatlı tatlı ve kokulu oldu. Havalar hiç soğuk olmasa da keyifsiz hallerimde içimi ısıttı.

IMG_6958

Evde yapabildiğim her kahvaltı benim için mutluluk sebebiydi.

Processed with VSCO with l4 preset

Bir cumartesi canım kahvenin yanında kek yemek istedi. Evde süt yoktu, yumurtalar dolaptaydı ve soğuktu. Benim gidip süt alıcakk enerjim ve yumurtaların oda sıcaklığına gelmesini bekleyecek sabrım yoktu. Pelit’ten kek sipariş ettim. Çok rahatsız oldum bu hareketimden, kalkıp kendi kekimi yapmamaktan. Aman canım sağ olsuni bu defa da böyle olsun diye içimi rahatlatmaya çalıştım. Kek de Pelit’ten beklemediğim şekilde kuruydu.

IMG_7258

Bu da işe gitmeden kısaca da olsa evde yaptığım kahvaltılarımdan.

IMG_7464

Son olarak brüksel lahanasını şöyle yemediyseniz bence yiyin. Kilolarca yedim ve yiyebilirim bu şekilde:

4 çorba kaşığı zeytinyağı, 2 çorba kaşığı elma sirkesi, 2 tatlı kaşığı hardal ve bir tatlı kaşığı bal. İstediğiniz kadar da tuz, karabiber. Karıştırın.

Haşladığınız ve sıcakken ortadan ikiye kestiğiniz brüksel lahanalarını yine sıcakken bu karışıma bulayın. Sos aralardan içine giriyor lahanaların. Böyle turşumsu muhteşem bir lezzet

Kitap: 
IMG_6373

Dorris Lesing’imin Son Aydınlık Yaz’ını severek okudum ve bitirdim.

IMG_6964

Üstüne de yine bayağı sevdiğim Ayfer Tunç’un Dünya Ağrısı’nı okudum.

Kitaplardan alıntı yapmamın daha iyi olacağı yönünde mesajlar aldım. Burada yaparsan çok uzar. Kitaplar için ayrıca post yapacağım.

Gezi: 

IMG_7580

Daha önce gitmediğim Balat’a gittim. Bu fotoğraf ordaki en beğendiğim cafe’den.

IMG_7727.PNG

Aynı kafe. Ama adına bakmamışım. Kafeleri falan hoş, sempatik, tatlı ama Balat sokakları genel olarak raat edebileceğim sokaklar gibi gelmedi bana. Çok uzatmadan İstanbul’da pek çok defa vardığım o sonuca vardığımı söyleyeyim yine: “It’s not the city but the people”.

Dekorasyon:

IMG_7741

Kadıköy’deki bir eskici dükkanından 35 tlye aldığım şu şamdan favorilerimden biri. İçine mum uydurmak biraz zor oldu ama H&M Türkiye’de de ev&dekorasyon satışına başlamış, ordan buldum mumları. 2 şamdan daha var aslında aynı yerden aldığım, onlar tekli. Onları da ilerleyen zamanlarda görürsünüz.

IMG_6726

Kapadokya’dan topladığım kozalaklar da çok sevdiği dekorasyon malzemelerindendi. Fakat bilmezdim, kozalaklar ev sıcağını görünce açıldı, genişledi, kimisi darmadağın bir görüntüye sahip oldu. Dolayısıyla bu görüntü ancak 1-2 hafta kalabildi. Deforma olmadan kalan kozalaklarla başka bir dekorasyın yaptım. Biraz daha olgunlaşsın fotoğrafını çekerim onun da 🙂

Film: 

Birkaç film izledim ama sadece en beğendiğime yer vereceğim: “If the cats disappears from the world”

yhty

Beyninde tümör olduğunu öğrenen bir postacı çocuk var. Doktoru 1 haftalık ömrü kaldığını söylüyor. Aynı gün hayatına fantastik bir kahraman giriyor ve dünyadan bir şeyi silme kaydıyla çocuğun ömrüne 1 gün ekliyor. Önce telefonları siliyor, sonra filmleri. İş kedilere geldiğinde durum farklılaşıyor. Bu farklılaşmada ana karakterin geçmişine, gidiyoruz.

Çok çok çok güzel bi filmi. Konu klişe gelmiş olabilir ama inanın işlenişi çok farklıydı. Çok yoğun duygular yaşatan bir filmdi, hala da etkisindeyim ki izleyeli 3-4 gün oluyor. Bir de anneme çiçek alacağım önümüzdeki ay. Siz de alın imkanınız varsa.

Başka başka: 

IMG_7047

Şu pamuklarımsız aylık post olur mu?

IMG_7316

Son olarak bu ay hem benim hem sevgilimin doğum günü. Fotoğraf benim doğum günümden. Doğum günlerimizde yeni restoranlar keşfedelim şeklinde sözlere dökülmemiş bir anlaşmamız var aslında. Ama ben bu doğum günümde bildiğim yoldan ilerleyip güzel italyan yemeği yiyip şarap içelim istedim ve çok klasik şekilde Eataly’e gittik. Fotoğrafta da kendimi güzel bulmadım ama sıradan olmasına rağmen güzel bşr akşamdı. O yüzden paylaşıyorum.

Baydım mı içinizi?

Sevgiler.

Ocak 2018

Aylık yazıları artık hem daha düzenli hem de alt başlıklarla daha sistematik yazmaya karar verdim. Hadi bakalım.

Dekorasyon: 

IMG_5339

Salonumuz için Ekinakis’ten bir tablo aldık. Sitesinden uzun uzun tüm tabloları inceledikten sonra “Tea Ceremony” tablosunda karar kıldık. Duvarımızı enine boyuna ölçüp en büyük boyutunu sipariş ettik.

Yukarıdaki gibi oldu. Ben çok yakıştırdım. Hemen benzer tonlarda şu yaban güllerini de seçtim haftanın çiçeği olarak. Matchy matchy. Güzel olmuş mu?

IMG_6083

İkinci en sevdiğim dekorasyon malzemesi de şu sehpa ve üstündeki fanus gibi şey oldu. Sehpayı geçen sene Crate&Barrel’dan almıştım, yatak odasındaydı, salona getirdim. Üstündeki yaprak desenli cam şişeyi de Yargıcı’nın indiriminden aldım.

Capture

Şişenin kendisi şöyle. Salonun çeşitli yerlerinde ve içinde farklı malzemelerle de çok görürsünüz zaten yakın gelecekte.

Gündelik Hayat / Kişisel: 

IMG_5309

Tablomuz geldikten sonraki ilk cumartesi de Cihangir’e tabloyu çerçeveletmeye götürmüştük. Yukarıdaki fotoğraf o günden, çerçeveletme sonrası kahve ve tatlı seansı.

IMG_5346

Ocak ayına dair pişmanlığım şu karidesler. Pazarda balık alırken çok tazeler diye yarım kilo da karides aldım. Gerçekten de piştiğinde marketten aldığım konservemsi karidesten çok farklıydı, hiç sert veya sakız gibi değildi, yumuşacıktı. Fakat yarım kilo karidesi temizlemek 2,5 saatimi aldı. Kabuğuydu, sırtındaki ince siyah ipti tek tek uğraştım. Bir daha asla!

IMG_6110

Ocak ayını son pazar günü gaza geldim, günde en az 10.000 adımı yürüyeceğim dedim. O nedenle  kalkıp Maçka Parkı’na yürüyüşe gittik. Bu fotoğraf da o yürüyüşün bitişinden. O gün 16bin küsür adım yürümüş idim. 3 gündür de hala devam ediyorum günde en az 10.000 adıma.

 

IMG_6211

Bunlar haricinde instagramımla ilgilendim, hesabımda bazı iyileştirmeler yaptım. Beklerim.

Çiçek:

IMG_5535

Ay başında ilk fotoğrafta gördüğünüz mor yaban güllerini almıştım. Sonraki hafta yaban güllerinden solmamış iki tanesi ve yeni aldığım nergislerle şu aranjmanı yaptım.

İsmail arkadan yemeye hazır bekliyor. Bakışını yediğim. Ama zinhar olmaz, zehirlenir. O yüzden yatarken ya da evden çıkarken çiçeği küçük tuvalete koyup kapısını kapatıyorum. İsmaille çiçek başbaşa kalmamalı.

Giyim: 

IMG_6140

Tchibo’dan şu termal montumu çok giydim ve çok memnunum. Benim eskisi biraz küçük geliyordu (nedense 34 beden almışım içinden kazak giymeyecekmişimcesine) mecburen bunu aldım. Yumuşacık, hafif, rüzgar geçirmiyor, sıcak tutuyor. Uzun yıllar giyeceğimi düşünüyorum.

IMG_5266

Mavi Jeans’ten şu turuncu hırkayı da hiç ihtiyacım olmamasına rağmen aldım. İşe giderken olsun haftasonu gezerken olsun çok giydim. Pişman değilim.

Yeme-İçme: 

IMG_5896

Akşam yemekleri menüsü postu yapmıştım bu ay. Şurdan tık tık.

Bunun dışında bu ay çoğu pazar kahvatısında milföylü kiş yaptım. Yukarıdaki peynirli domatesli.

IMG_6117

Burdaki de kaşar, pastırma ve mozarellalı.

IMG_5915

Kestane böyle sade ve tavada kısık ateşte pişmiş haliyle çok çok sevdiğim bir yiyecek.

IMG_6124

Bir de bu ay şu sütlaçtan kaç tane sipariş ettim ve yedim hiç bilmiyorum. Demek vücudumun sütlaca ihtiyacı varmış 🙂 Yanında çayla, kahveyle, bitki çayıyla; gerek akşam yemeğinden sonra gerek ara öğün olarak yedim de yedim. Yukarıda ara öğün olarak ve Pickwick kış çayıyla.

IMG_6107

Bu ayki son yiyecek favorim ise körili yoğurta batırarak yediğim haşlanmış brüksel lahanası. Evde sadece ben yediğimden bir kutu aldım ve acıktıkça ara öğün olarak aynen bu şekilde yedim. Çok da lezizdi.

Kitap: 

Bu ay iki kitap okudum. Üçüncüyü de yarıladım. Son zamanlarla kıyasladığımda performansım hiç fena değil.

IMG_5554

İlki Sezen Ünlüönen’den Kıymetli Şeylerin Tanzimi: Yazarın ilk kitabı. Bu yönü ve ismi ilgimi çektiğinden aldım. Derin tespitler ve nokta atışı psikolojik çözümlemeler içeren, kolay ve zevkle okuduğum bir aile romanıydı. Yazarın ilerideki kitaplarını da takip edeceğim. Takip edecek yeni bir romancı kazandım.

IMG_5937

İkincisi: Cait Flanders’tan The Year of Less: Bu kitapta yazar para biriktirme,  sadece ihtiyaç bazlı harcama yapma hedefini gerçekleştiriyor ve bunu detaylarıyla kendi hikayesi üzerinden anlatıyor. Zaten bu konuya dair bir blogu da varmış. Aslında kişisel gelişim kitabı ama roman tarzında yazılmış.

En güzel tarafı bu kitap da tüketim psikolojisi üzerine muhteşem çözümlemeler içeriyor. Benim o kadar çok ‘ah evet! bunu yaparken hissettiğim aslında tam olarak bu!’ dediğim yer oldu ki.

Burada bir fikrinizi sormak istiyorum: Kitaplardan alıntı yapmıyorum. Aslında her ikisinde de altını çizdiğim bayağı bir yer var.  Bunlardan seçmece yapıp paylaşmamı ister miydiniz? Fikrinizi yorum olarak yazarsanız sonraki postlarımda dikkate alırım.

IMG_6082

Doris Lessing’ten Son Aydınlık Yaz‘ın da yarısındayım.

Doktor kocası ve dört çocuğuyla ideal orta sınıf ailesinde anne Kate. Ancak gündelik hayatı onun için hapishaneye dönüşmüş durumda. Sürekli güzel ve şık olmak, evini idare etmek, hem kocasının hem çocuklarının sorunlarıyla ilgilenmek zorunda. Üstelik çocukları artık büyüdüğü için kendisini kenara atılmış da hissediyor. Çeşitli gelişmeler sonucunda sürpriz bir yolcuğua çıkıyor ve biz de derin derin içseş hesaplaşmasına tanık oluyoruz. Başladığımdan beri Kate ile birlikte geziyorum ne yalan söyleyeyim, zevkle okuyorum.

Film: 

Unuttuğum, atladığım olmadıysa bu ay şu 3 filmi izledim.

Man From Earth’ün ikincisi çekildi belki bildiğiniz üzere. Ben sıkıldım izlerken, ilk filmin tarzıyla da içeriğiyle de alakası yoktu, daha çok Scooby Doo tarzı liseli birkaç gencin macerasını izler gibiydi. Bu 3 filmden “Not Another Happy Ending”i çok tavsiye ederim. Günlük postlarda bahsetmiştim biraz şurda mesela.

download

Bunların dışında bir de sinemada izlediğim Ölümlü Dünya var ki, uzun zamandır hele ki yerli ve bu derece eğlendiğim bir film olmamıştı. Son zamanlarda Aile Arasında ve Arif v 216’yı izledim, onlarla karşılaştırırsam Ölümlü Dünya kesinlikle çok çok çok daha eğlenceli, oyuncuları süperi senaryosu muhteşem bir filmdi. Tekrar da izlerim, çok tavsiye de ederim. Hiç boş veya zevzek esprisi yoktu.

Dizi:

Görsel sonucu

Polisiye dizi izlemeyi çok özlediğimi fark ettim. Uzuun zamandır aklımda olan Bron/Broen’e başladım. Çok çok çok beğendim. Tek sorunum zaten Iskandinav dizisi olduğundan alt yazıyla izlemek anlamsız geliyor ve Türkçe dublajlısını bulmak çok zor oluyor. Bu kadar beğenmesem hemen her akşam Türkçe dublajlı bölüm aramakla bir sürü kaybettiğim vakte acırdım. Saga Noren tanınması gereken, karakter gibi bir karakter.

Ocaklık sanırım bu kadar. Şubatta 3 gün tatil için Kapadokya, 2-3 gün de iş için istanbul içinde farklı 2 otelde kalma planları var. Hızlı geçecek gibi duruyor.

Öptüm.

17 Ocak 2018 Günlüğü

Bugün günlük yazma niyetim yoktu. O yüzden sabah fotoğraf çekmedim. Ama baro aidatını ödemek için işten 15:00’te çıkınca keyfim yerine geliyor ve günlük tutmaya karar veriyorum. Zaten sabah ofiste yediğim tost ve çalışmak var. Çok da görülecek bir şey yok
IMG_5723

Arabayı evin oto parkına bırakıp metroya biniyorum. İstiklal Caddesi metro çıkışında çektiğim bu fotoğraf bulutların rengi ve gölgelerle çok hoşuma gidiyor.

Baroya gidip kendimin ve şirketteki diğer avukat arkadaşların senelik aidat ödemesini gerçekleştiriyorum.

IMG_5687

Çıkışta Tünel’e kadar gelmişken Lebon Pastanesi’ne uğramadan gidemiyorum.  Hem bize hem annemlere profiterol alıyorum.

IMG_5689

Bence en güzel profiterol Lebon’unki. Beyaz kreması muhteşem, çikolatası hiç bayık değil, hamuru tam kıvamında nefis.

Eve gelir gelmez de yemekten sonrayı bekleyemeyip kendi porsiyonumu yiyorum. Bugün hiç kahve içmemiştim, onu da içiyorum.

IMG_5693

Çamaşır makinesini çalıştırıp biraz kitap okumaya İsmail’in yanına oturuyorum. Gönlümün İsmail’i de yanımda tüylerini yalıyor.

IMG_5697

Sonra akşam yemeği yapmaya mutfağa geçiyorum. Kemikli kuzu kollu bulgur pilavı, fırında bal kabağı ve yoğurtlu körili havuç salatası.

IMG_5699

Yemekten sonra duş ve duş sonrası saç düzenlemeleri.

IMG_5703

Sonra oje sürüyorum. Çekmecemde Flor Mar’ın bu Grass Juice ojesini buluyorum. “Aa bunu ne zaman almışım” diye şaşırarak sürmeye başlıyorum. Ama sürerken hatırlıyorum ki bi kez daha sürmüş, beğenmeyip silmiştim. Bu defa fena gözükmüyor, belki geçen sefer tek kat sürüp beğenmemişimdir.

IMG_5707

Aslında örgü örmek istiyorum ama ojem kuruyana kadar gerçek hayata dönemediğimden Delicious ve yanına bir küçük bira açıp boş boş ojelerimin kurumasını bekliyorum.

Delicious 4. bölüm itibariyle aşırı dandikleşti. Sanırım 2. sezonunu izleyemeyeceğim.

IMG_5708

Bira açınca canım tombiye benzeyen şu cipsten de istiyor. Bu küçük kaseyi bitirip bir kase daha alıyorum.

IMG_5709

Uykum geliyor ama hem 10:00da uyumak istemediğimden hem de bulaşık ve çamaşır makinelerinin bitmesini beklediğimden kalkıp bir çay alıp oyalanıyorum.

1 saat kadar çayımı içip Youtube’dan Wabi Sabi olsun Kintsugi olsun Japon kültürüne dair bir kaç video izliyorum.

IMG_5710

O sırada makinelerin çalışması bitiyor. Boşaltıyorum.

IMG_5711

Neyse ki bu turdaki çamaşırlar nevresim ve bornoz gibi iri parçalar da asması kısa sürüyor. Esas dram renkli çamaşır yıkadığımda, onlarrrca çorap eşleştirmek.

IMG_5712

Tekrar salona dönüp örgümü yapsam mı biraz daha diye oturuyorum. Ama videoları izlerken bayağı bir ördüm ve saat de 00:00 olmuş. Sabah erken kalkacağım için kendimi fazla zorlamıyor ve yatağıma geçiyorum.

IMG_5714

Bu ışıkta fazla okuyamam diye düşünsem de kitabımı alıyorum elime ancak bir yarım saat kadar okuyorum. Yerimden kakmaya üşenip Dove El Kremini önce elime elimdeki fazlasını da şöyle bir yüzüme sürüp uyuyorum.

Sevgiler.

14 Ocak 2018 Günlüğü

Sabah 09:30’da uyanıyorum. Bey uyanana kadar ne yapsam, spor mu yapsam kitap mı okusam diye bakınırken hızlı bir şekilde Zorlu’ya gitmeye karar veriyorum. Massimo Dutti’den online aldığım ancak iade etmek istediğim iki parçam vardı. Gideyim de mağazadan iade edeyim kargo firmasıyla uğraşana kadar.

IMG_5569

Saat tam 10:00da ordayım ve otoparkta yer aramıyorum, mağazada sıra beklemiyorum. İşimi 15 dkda hallediyorum. Hiç sevmem Pazar günü kalabalıkta, uğultuda alışveriş merkezinde işimi halletmeye çalışmayı.

IMG_5571

Bu erkenci hareketimden ve iş bitiriciliğimden dolayı içimden kendimi tebrik ede ede Nero’dan da bir chai latte alıp derhal çıkıyorum Zorlu’dan. Yiyorsun içiyorsun zayıf kalıyorsuncular’a: Chai lattenin tozunu normalin yarısı kadar falan koyduruyorum. Yani asında hafif tatlı bir bardak süt içmiş oluyorum.

Dönüşte 1 saat annemlere uğruyor onlarla sohbet ediyorum ama fotoğrafı yok.

IMG_5575

12’ye doğru bey de kalkıyor ve şöyle minik bir kahvaltı yapıyoruz.

IMG_5580

Bu emekliler de mutfak penceresinden dışarı bakıyor.

IMG_5585

Kahvaltıdan sonra salona geçip cumartesinin günlüğünü yazıyorum bloga.

IMG_5593

Sonra bir evi süpüreyim diyorum ama hiç süpüresim yok. Aman evi bok götürsün diye bırakıp koltuğa yayılıyorum ve Delicious diye bir dizi keşfediyorum. Bir oturuşta örgümle birlikte 3 bölümünü izliyorum bile.

delicious tv show ile ilgili görsel sonucu

IMDB puanı 6.7 ama bence underrated. Benim puanım 7,5. Kolay akıyor, diyalogları güzel.

IMG_5594

Saat 16:00 gibi artık koltuğumda kalkıp 45-50 dakika spor yapıyorum. 30 dk cardio sonrası çeşitli pilatesimsi hareketler.

IMG_5595

Spor sonrası duş. Duş sonrası cildimi fazla siyah noktalı gördüğümden şu karbon maskesinden sürüyor ve 15 dk müzik dinleyerek kurumasını bekliyorum.

IMG_5596

Sonra akşam yemeği zamanı geliyor. Yemek olarka dünkü günlükte yazdığım çorba, yoğurt ve iki dilim ekmek yiyorum. Aynı yemek olduğundan tekrar fotoğrafını koymuyorum, dünkü postta var. O yüzden oğlanların akşam ıslak mama yeme fotoğrafını koyuyorum.

IMG_5599

Sonra kurtlanıyoruz bugün de dışarıda bişey yapmadık bi çıksak diye. Caddebostan tarafında The Crepe Escape’e gidiyoruz tatlı yemeye. Malum akşam yemeğimiz de hafifti bugün. Ben şu Sour Brunette Pancake gibisinden bir adı olan tatlıdan sipariş ediyorum. Benim için fazla yoğun çikolatalı çıkıyor, pek beğenmiyorum, yarısını ancak yiyebiliyorum.

download

Eve dönünce yarının pazartesi oluşunu unutturabilecek, akıcı bir film bakıyorum. İkimizin Yerine diye yerli bir film izliyoruz. Filme bayılmadım ama zaman kaybı da diyemem. Vakit geçirmek için izlenebilir.

Saat 1’e gelirlen yatağıma gidiyor ve ptes sabahına uyuyorum 😦

Sevgiler.

 

13 Ocak 2018 Günlüğü

IMG_5506

09:00’da uyanıyorum. Doktor randevum olduğundan kalkıp hazırlanmam lazım. Bey de gelecek birlikte dermatoloğuma gideceğiz. Onu beklerken doktorda işimiz bitene kadar açlıktan gözlerim kararmasın diye biraz peynir üzerine bal döküp yanında kahveyle yatakta keyifli keyifli yiyorum.

IMG_5509

Yollara düşüyoruz. Doktor Nişantaşı’nda. Bence hala tam olmasa da hafiften kış artık kendini hissettirdiğinden bereliyim.

IMG_5514

Geldik. Geliş amacım saçıma PRP yaptırmak. Saç dökülmesini azaltıyor, yeni saç çıkarıyor ve telleri de sanki biraz kalınlaştırıyor. Kısaca saç besleyici bir işlem. Yaklaşık 1 saat sürüyor beklemesi, kan alması, santrifüj işlemi ve uygulaması.

IMG_5519

Doktordan çıkınca esas beklediğim kısma geliyoruz: Kruvasan’da kahvaltı.

Soğukta bir 20 dakika sıra bekliyoruz çünkü cumartesi ve çünkü saat 11:30. Ama değer. Kruvasan hem çok lezzetli, hem  o lezzet ve porsiyon büyüklüğü dikkata alınınca makul hakkaniyetli fiyatlı bir yer.

Kahvaltıdan sonra pastaları da muhteşem olduğundan bir dilim de pasta paylaşıyoruz beyimle. Nefisti gerçekten. Aldığım her kaloriye değdi 🙂

IMG_5523

Sonra Nişantaşı’nın acı tarafı, 2 saatlik otopark için 25 TL verip binip evimize geliyoruz. Saat 15:00’e geliyor. Az internet karıştırıyorum. Instagram’da çok beğenerek takip ettiğim şu hesap sahibinin story’sinde paylaştığı şu kitabı alıp okumaya karar veriyorum. Ama elimdekiler bitince. Buraya da koyayım ki telefondan silerim neme lazım.

IMG_5528

Yolda gelirlen arabalar arasında çiçek satan ısrarcı bir çiçekçiden nergis alıyorum. Geçen haftadan bekleyen mor güllerin kalan sağlamlarıyla şöyle bir aranjman yapıyorum. Hoşuma gidiyor.

IMG_5554

Sonra bey içeride biraz uyurken ben de mutfakta kitap okuyorum. (Mutfakta oturmayı ayrıca severim.) Sonra İsmail geliyor, kitap okunmayacak demedim mi diyor.

IMG_5556

İsmail sandalyede uyumaya çekilince ben de bitki çayımı alıyor, yankee candleımı yakıyor ve 1-2 saat güzelce kitabımı okuyorum.

IMG_5559

E saat 18:00’e geldi, biraz acıkıyorum. Çıkıp kısa bir market alışverişi yapıyorum.

IMG_5560

Sabahtan yeşil mercimek de ıslatmıştım. Eve döndüğümde yeşil mercimek, barbunya, pazı, havuçla şu çorbayı yapıyorum. Nefis olmuştu, tam bir kış yemeği. Bence kış salep, sıcak çikolaya vs kadar hatta onlardan daha çok bu tür yemeklerle hissediliyor.

IMG_5564

Yanına da brokolili ve kremalı spaghetti yapıyorum. Bu tabağımdakinin hepsini bitiremedim.

Yemekten sonra salona geçip önce ilk yarısını bikaç gün önce izlediğim If I Stay isimli filmin ikinci yarısını izliyorum.

Sonra da Hitman’s Bodyguard. Bu film çoklukla Amsterdam’da geçiyor ve izlemekten çok zevk alıyorum çünkü Amsterdam’ı çok seviyorum. Ama bunun dışında da aksiyon filmi olmasına rağmen güzel espriler içermesi ve temposuyla gayet beğeniyorum.

If I stay daha dramatik bir filmdi. Ancak onun da özellikle güzel şarkılarını beğendim.

İki filmi de rahatlıkla tavsiye ederim.

IMG_5565

Bu filmleri izlerken hırka projem ve

IMG_5566

kahve ve yanında da (sanki sabah pasta akşam makarna yememişimcesine) tahin helvası eşlik ediyor.

IMG_5568

Saat 02:00’ye geliyor. Kitabımı ve sütümü alıp yatağa geçiyorum.

Sevgiler.