11 Nisan 2018 Çarşamba Günlüğü

Geçen gün “Ya mutluysak da bilmiyorsak” isimli bir konuşma dinledim. Yankı Yazgan’ın konuşmasıydı.

“Ne güzel zamanlardı” hissi sanırım hepimize geliyordur. Kendi örneğimde, çalışırken zorla gittiğim, çoğu günler eve gelip ağladığım eski iş yerimde yaşadığım şeyler aradan 1,5 yıl geçmiş haliyle şimdi benim için “ne güzel günlerdi, öyle yapardık, böyle yapardık” kıvamında.

Yankı Yazgan da bir durumun yaşanırken yaratığı duygularla yaşandıktan bir süre sonra yarattığı duygular arasında ciddi farklar olduğunu söylüyor. Özetle, “belki de mutluluk yaşanmayıp hatırlanan bir şey” diyor. Çünkü  mutluluğun gücünü yaşandığı anda hatırladığımız ana göre daha az hissediyoruz.

O konuşmayı dinlerken tuttuğum bu günlükler aklıma geldi, size de bu konuşmadan bahsetmek istedim. En alta linkini de bırakacağım. Benim bu günlük girişimim de aslında biraz “ne güzeldi o günler” diyeceğim günleri kayda geçirmek,  şimdi içindeyken “aslında ne güzel bu günler” duygusunu yaşamak.

Bugün iş için Ürdün’e gelecektim. Rutin dışı bir gün olduğundan bir de böyle bir günde günlük tutayım dedim. Buyrun:

IMG_8744

Evden 11:30’da çıkacağım için rahat kahvaltı yaparım diye börek almıştım dün akşamdan. Sabah 09:00’a doğru kalkıp önce kahvaltı yapıyorum.

Kahvaltıdan sonrasına dair bir fotoğraf yok çünkü salonda bir o koltuğa bir bu koltuğa devrildim. Beyim o sırada facebooktan falan komikli videolar izliyordu. Onunla takıldım.

IMG_8702

11’e doğru gitmeden bir kahve içeyim dedim. Canım da tatlı istiyordu, biraz tarçınlı muz yedim.

IMG_8703

Sizin de de ojenizdeki çıkan, pütürlenen vs bir kısmı acaba sadece ben mi görüyorum yoksa insanlar da görür mü diye incelediğiniz olur mu? Şu baş parmağımdaki pütürleri sadece benim gördüğüme karar verdim ve silmedim.

IMG_8704

Kahvemden sonra hazırlandım ve 11:30’da havaalanı transfer aracına bindim.

qa

Havaalanına erken vardım. Wifi’yı olan bir yerde takılayım diye Carluccio’s madem. Bir bicerin içtim orda da.

IMG_8720.JPG

Sonrası yolculuk. Uçağa bindiğim anda inene kadar kitap okudum. Dün gece başlamıştım Hande Altaylı’nın Kahperengisine. Uçakta yarıladım. Çok sürükleyici, çok güzel anlatımlı, derli toplu bir roman. Kesin “edebi değeri yok” diyenler olmuştur. Çünkü o tarzda. Bilemiyorum. Bana çok hitap etti, tam şu sıra ihtiyacım olan fazla yormadan alıp götüren cinsten. Yazarın başka kitaplarını da kesin okurum.

tempImageForSave

2 saat süren yolculuktan sonra Amman’a varıyoruz. Havaaalanından yarım saat uzaktaki otelimiz ve odam. Odaya girdiğimde bu manzara karşılıyor beni. Çok hoş.

tempImageForSave

Şu köşeyi de oldukça beğeniyorum.

Pratikte sabahtan beri bir şey yemediğim için bayağı açım. Odadaki ikramlık meyvelerden biraz yiyip, giyinip makyaj yapıp, Amman’da geliş amacımız olan evente iniyorum aşağı.

 

 

IMG_8750

Hazırlanmış halini fotoğraflamayı unutmuşum ama böyleydim ben bu akşam. Fuları şirket dağıttı, benim değil 🙂

IMG_8764

3 saatlik event ve 22:00’de yediğim dev akşam yemeğinden sonra odama dönüyorum. Diş fırçala, yüz temizle vs işlemlerini hallediyorum.

Çok ve geç saatte yemek yediğimden sıcak bir şeyler içeyim, mideme iyi gelir diye çekmeceleri karıştırıp bitki çaylarından papatya buluyorum. Otel odasında çay demleyip içmeyi de ayrıca severim.

IMG_8765

Demlediğim çayımı da baş ucuma alıp bilgisayarım ve kitabımla yatağıma giriyorum. Bu yazıyı bitirince birazcık da kitap okur uyurum.

İstanbul’da başlayıp Amman’da bitirdiğim bu günden hepinize sevgiler.

Yukarıda bahsettiğim konuşmanın linki şurda.

Çünkü belli olmaz, belki de “hayatımızın en mutlu günüdür de bilmiyoruzdur” 🙂

21 Ocak 2018 Günlüğü

IMG_5839

Pazar sabah 09:00’da uyanıyorum. İlk iş limon ve tarçınlı detoks suyu yapıp biraz beklemeye bırakmak.

IMG_5840

Sonra salona geçip bi parça ortalığı topluyorum ve bey kalkana kadar midemi tutacak şekilde atıştırıyorum: dil peyniri üzeri bal ve kahve.

IMG_5843

Kahvemi içerken bir bölümcük Bron/Broen izliyorum.

IMG_5844

Hafiften kahvaltı girişimleri: Peynirli domatesli tart yapıyorum. Öncesi böyle.

IMG_5845

Sonrası da böyle.

IMG_5857

Kahvaltı yapıyoruz uzun ve geniş.
IMG_5852

Sonra kahvaltının uzun ve geniş artıklarını toplayıp mutfağı şöyle bir temizliyorum.

IMG_5855

Bir bölüm daha Bron/Broen izliyorum. Bey de gitar çalıyor, yazım çizimleri ve kağıtlarıyla sehpada.

Arada kalkıp birer mocha yapıyorum. Zaanse Schans’tan aldığım toz kakaoyu sütle kaynatıp içine biraz şeker ilave ediyorum. Yarımşar shot da espresso ekliyorum. Evinizin baristası Serpil. Espresso birer shot daha orijinal mochaya yakın olur ama ben sabah da tek shot americano içtiğimden kahvesini az tutuyorum.

IMG_5859

2 ay önce kuzenimin çocuğu olmuştu. Daha fazla ertelemeyip bugün gidip kısa bir onu görelim diyoruz. Hazırlanmak için yatak odasına gittiğimde bunları yatakta buluyorum gidip ikisine de bir sırnaşıyorum.

IMG_5871

Yoldayız. 1-2 saat oturuyoruz. Dönüşte de pazara uğruyoruz.

IMG_5881

Öğlen yemeğini geç kahvaltıyla atladığımızdan bayağı bir acıkıyorum. Kıymalı bezelye yemeği ve yoğurt. Makarna da yapmıştım aslında ama akşamın devamında ağzımın durmayacağını bildiğimden ben yemedim.

IMG_5885

Yemekten sonra Not Another Happy Ending’i izliyoruz. Tam benim kalemim bir film çıkıyor. Vıcık olmadan romantik, tarzı aşırı güzel bir kadın başrol, sıkmayan bir hikaye.

Bayıldım bayıldım. İngilizlik, vintage ve böyle yumuşacık hikaye severseniz kesin izleyin.

IMG_5886

Demiştim ağzım boş durmaz diye. Sabahtan beri canım sütlaç istiyordu. Sadece Bolulu Hasan Usta’nın sütlacını seviyorum. E sipariş madem.

IMG_5890

Filmi izlerken bir ara Bıdı gelip sırtın bacağıma dayıyor.

Akşamın geri kalanında bir 50lik bira paylaşıp sonradan çok pişman olacağım şekilde cips yiyip yatıyorum.

 

17 Ocak 2018 Günlüğü

Bugün günlük yazma niyetim yoktu. O yüzden sabah fotoğraf çekmedim. Ama baro aidatını ödemek için işten 15:00’te çıkınca keyfim yerine geliyor ve günlük tutmaya karar veriyorum. Zaten sabah ofiste yediğim tost ve çalışmak var. Çok da görülecek bir şey yok
IMG_5723

Arabayı evin oto parkına bırakıp metroya biniyorum. İstiklal Caddesi metro çıkışında çektiğim bu fotoğraf bulutların rengi ve gölgelerle çok hoşuma gidiyor.

Baroya gidip kendimin ve şirketteki diğer avukat arkadaşların senelik aidat ödemesini gerçekleştiriyorum.

IMG_5687

Çıkışta Tünel’e kadar gelmişken Lebon Pastanesi’ne uğramadan gidemiyorum.  Hem bize hem annemlere profiterol alıyorum.

IMG_5689

Bence en güzel profiterol Lebon’unki. Beyaz kreması muhteşem, çikolatası hiç bayık değil, hamuru tam kıvamında nefis.

Eve gelir gelmez de yemekten sonrayı bekleyemeyip kendi porsiyonumu yiyorum. Bugün hiç kahve içmemiştim, onu da içiyorum.

IMG_5693

Çamaşır makinesini çalıştırıp biraz kitap okumaya İsmail’in yanına oturuyorum. Gönlümün İsmail’i de yanımda tüylerini yalıyor.

IMG_5697

Sonra akşam yemeği yapmaya mutfağa geçiyorum. Kemikli kuzu kollu bulgur pilavı, fırında bal kabağı ve yoğurtlu körili havuç salatası.

IMG_5699

Yemekten sonra duş ve duş sonrası saç düzenlemeleri.

IMG_5703

Sonra oje sürüyorum. Çekmecemde Flor Mar’ın bu Grass Juice ojesini buluyorum. “Aa bunu ne zaman almışım” diye şaşırarak sürmeye başlıyorum. Ama sürerken hatırlıyorum ki bi kez daha sürmüş, beğenmeyip silmiştim. Bu defa fena gözükmüyor, belki geçen sefer tek kat sürüp beğenmemişimdir.

IMG_5707

Aslında örgü örmek istiyorum ama ojem kuruyana kadar gerçek hayata dönemediğimden Delicious ve yanına bir küçük bira açıp boş boş ojelerimin kurumasını bekliyorum.

Delicious 4. bölüm itibariyle aşırı dandikleşti. Sanırım 2. sezonunu izleyemeyeceğim.

IMG_5708

Bira açınca canım tombiye benzeyen şu cipsten de istiyor. Bu küçük kaseyi bitirip bir kase daha alıyorum.

IMG_5709

Uykum geliyor ama hem 10:00da uyumak istemediğimden hem de bulaşık ve çamaşır makinelerinin bitmesini beklediğimden kalkıp bir çay alıp oyalanıyorum.

1 saat kadar çayımı içip Youtube’dan Wabi Sabi olsun Kintsugi olsun Japon kültürüne dair bir kaç video izliyorum.

IMG_5710

O sırada makinelerin çalışması bitiyor. Boşaltıyorum.

IMG_5711

Neyse ki bu turdaki çamaşırlar nevresim ve bornoz gibi iri parçalar da asması kısa sürüyor. Esas dram renkli çamaşır yıkadığımda, onlarrrca çorap eşleştirmek.

IMG_5712

Tekrar salona dönüp örgümü yapsam mı biraz daha diye oturuyorum. Ama videoları izlerken bayağı bir ördüm ve saat de 00:00 olmuş. Sabah erken kalkacağım için kendimi fazla zorlamıyor ve yatağıma geçiyorum.

IMG_5714

Bu ışıkta fazla okuyamam diye düşünsem de kitabımı alıyorum elime ancak bir yarım saat kadar okuyorum. Yerimden kakmaya üşenip Dove El Kremini önce elime elimdeki fazlasını da şöyle bir yüzüme sürüp uyuyorum.

Sevgiler.

14 Ocak 2018 Günlüğü

Sabah 09:30’da uyanıyorum. Bey uyanana kadar ne yapsam, spor mu yapsam kitap mı okusam diye bakınırken hızlı bir şekilde Zorlu’ya gitmeye karar veriyorum. Massimo Dutti’den online aldığım ancak iade etmek istediğim iki parçam vardı. Gideyim de mağazadan iade edeyim kargo firmasıyla uğraşana kadar.

IMG_5569

Saat tam 10:00da ordayım ve otoparkta yer aramıyorum, mağazada sıra beklemiyorum. İşimi 15 dkda hallediyorum. Hiç sevmem Pazar günü kalabalıkta, uğultuda alışveriş merkezinde işimi halletmeye çalışmayı.

IMG_5571

Bu erkenci hareketimden ve iş bitiriciliğimden dolayı içimden kendimi tebrik ede ede Nero’dan da bir chai latte alıp derhal çıkıyorum Zorlu’dan. Yiyorsun içiyorsun zayıf kalıyorsuncular’a: Chai lattenin tozunu normalin yarısı kadar falan koyduruyorum. Yani asında hafif tatlı bir bardak süt içmiş oluyorum.

Dönüşte 1 saat annemlere uğruyor onlarla sohbet ediyorum ama fotoğrafı yok.

IMG_5575

12’ye doğru bey de kalkıyor ve şöyle minik bir kahvaltı yapıyoruz.

IMG_5580

Bu emekliler de mutfak penceresinden dışarı bakıyor.

IMG_5585

Kahvaltıdan sonra salona geçip cumartesinin günlüğünü yazıyorum bloga.

IMG_5593

Sonra bir evi süpüreyim diyorum ama hiç süpüresim yok. Aman evi bok götürsün diye bırakıp koltuğa yayılıyorum ve Delicious diye bir dizi keşfediyorum. Bir oturuşta örgümle birlikte 3 bölümünü izliyorum bile.

delicious tv show ile ilgili görsel sonucu

IMDB puanı 6.7 ama bence underrated. Benim puanım 7,5. Kolay akıyor, diyalogları güzel.

IMG_5594

Saat 16:00 gibi artık koltuğumda kalkıp 45-50 dakika spor yapıyorum. 30 dk cardio sonrası çeşitli pilatesimsi hareketler.

IMG_5595

Spor sonrası duş. Duş sonrası cildimi fazla siyah noktalı gördüğümden şu karbon maskesinden sürüyor ve 15 dk müzik dinleyerek kurumasını bekliyorum.

IMG_5596

Sonra akşam yemeği zamanı geliyor. Yemek olarka dünkü günlükte yazdığım çorba, yoğurt ve iki dilim ekmek yiyorum. Aynı yemek olduğundan tekrar fotoğrafını koymuyorum, dünkü postta var. O yüzden oğlanların akşam ıslak mama yeme fotoğrafını koyuyorum.

IMG_5599

Sonra kurtlanıyoruz bugün de dışarıda bişey yapmadık bi çıksak diye. Caddebostan tarafında The Crepe Escape’e gidiyoruz tatlı yemeye. Malum akşam yemeğimiz de hafifti bugün. Ben şu Sour Brunette Pancake gibisinden bir adı olan tatlıdan sipariş ediyorum. Benim için fazla yoğun çikolatalı çıkıyor, pek beğenmiyorum, yarısını ancak yiyebiliyorum.

download

Eve dönünce yarının pazartesi oluşunu unutturabilecek, akıcı bir film bakıyorum. İkimizin Yerine diye yerli bir film izliyoruz. Filme bayılmadım ama zaman kaybı da diyemem. Vakit geçirmek için izlenebilir.

Saat 1’e gelirlen yatağıma gidiyor ve ptes sabahına uyuyorum 😦

Sevgiler.

 

Ağustos 2017

IMG_9569

Tahminlerine göre Ağustos’un 1’i ile 5’i arası bir gün İsmail’in doğum günü. Kutlu olsun. Uzun yıllar mırlaya oynaya büyüsün pamuğum, küçük kar tanem.

IMG_9666

Bu kitap kısa kısa makalelerden oluşuyor. Yeni şeyler öğrendim, güldüm ve zevk alarak okudum.

IMG_9672

Hava çok sıcak olduğundan İsmail patilerini duvarlara dayayarak uyudu. Patisindeki tüysüz yerler soğuk duvara değince serinliyor 🙂 Mücadelesiz, sakin ve kendince çözümleri var.

IMG_9701

Moralim bozuk olduğunda İsmail was the best.

IMG_9867

1 hafta Datça’da geçirdik.

IMG_9884

Kitap okuyacak vaktim çok oldu. Agatha Christie’nin Mary Westmacott adıyla yazdığı aşk romanı mı demek lazım ne demek lazım romanlarından Sensiz Bir İlkbahar’ı okudum. O kadar hoşuma gitti ki bu isimle yazdığı iki romanı daha sipariş ettim bayram tatili için.

Müthiş çözümlemeli ve dinlendiriciydi.

 

IMG_9973

Ahmet Ümit kitaplarını hep çok merak ediyordum. Sonunda birini arkadaşımdan ödünç alıp okudum.  Bu kitabı Konya’da geçiyor, mevleviliği de anlatıyor. Mevlevilik ilgimi çekmemesine rağmen hoşuma gitti, sıkılmadan okudum.

IMG_9982

Tipik Ege.

IMG_0045

Eve dönmüşlük. Yeni bir soslar kitabı aldık. Alfredo soslu makarna ve köfte.

IMG_0082

Datça’da en son Kendimetre’ye başladım. İstanbul’da da bitidim. Bu yazarın ilk ve tek kitabı. Yazarlık geçmişi olmayan biri oturup roman yazsa nasıl olur diye merakımdan ve ismini sevdiğimden almıştım. Beklediğimden çok daha derin, o anki kendi hissiyatıma bağlı olarak bazı anlarda daha karamsar bazı anlarda gerçekçi olarka nitelendirdiğim bir içeriği var. Hisleri ve düşünceleri analiz etmekten hoşlanıyorsanız çok çok tavsiye ederim Tolga Akalın’ın bu romanını.

IMG_0252

Ay sonunda da bayram tatili için bizimkilerle Kaş’a gittik.

IMG_0366

Yüzmek, balıları izlemek temel aktivitelerdi.

IMG_0368

Bir de deniz kenarında ve gece yatmadan Behzat Ç izlemek.

IMG_0382

Benimkiler.

IMG_0479

Kaş tatilinde de bu kitabı okudum. Yazarın aynen yukarıda bahsettiğim kitabı gibi bu kitabı da çok severek okudum. Şu sıralarda başka bir kitabını okuyorum zaten. Bir sonraki ayda yer alır.

Eylül fiili yılbaşı malum. Okullar, sezonlar, işler açılıyor, havalar serinliyor mis.

Sevgiler.

Kararlılığın Sakin ve Kesin Olanı

IMG_5813.JPG

Öfke kontrolü konusuna hayatımın farklı dönemlerinde, yoğun şekilde veya öyle geçerken ayak üstü çok eğildim. Dönem dönem çok yaşadığım bu probleme çeşitli çözümleri çok denedim. Denemelerim ve tatmin olmayışlarım oldu.

Makaleler ve kitaplar da okudum tabii. Bu konuda en son okuduğum kitabı buraya yazmak, öfke kontrolü konusunda yolu buraya kadar gelenlerle paylaşmak istedim. Çünkü Dr. Harriet Lerner’ın Öfke Dansı bu konuda çok yardımcı olan, öfkeyi hem anlamada hem çözüme yönelik önerilerde farklı bakış açısı kazandıran bir kitap.

Çok özetle öfkenin/öfke patlamalarının kim olduğumuz, nerede durduğumuz, ne istediğimiz ve bizim için neyin kabul edilebilir neyin edilemez olduğu konularında sakin ama kesin bir kararlılığa geçememiş olmamızdan kaynaklandığı üzerine kurulu.  Ve bu kararlılığı kazanmak için hem ufak hem dev adımlar öneriyor.

Kalıplar içinde davranmaktan vaz geçip, her türlü ilişkide yeni bir konumu açıklığa kavuşturmak için gerekli anlayış ve pratik beceri örnekleri sunuyor.

Öfke kontrolü hakkında bir kitabın sağlayabileceği fayda ne olabilirse tamamını sunuyor, ihtiyaç duyarsanız tavsiye ederim.

Sevgiler.

 

 

Duru

1200x630bb

İnsanın kendi yaşamı ve tercihleriyle ilgili net ve duru bir bakışa sahip olması, bu bakışı gündelik hayat karmaşasında tüm açıklığıyla koruyabilmesi, şartlar gerektiğinde savunabilmesi, savunurken bu bakışı bulandıracak öfke dışavurumlarından kaçınabilmesi kolay değil.

Kolay olmayan bu bütünün ilk parçasında, yaşam ve tercihlerle ilgili kendine net ve duru olabilmekte bilinçaltımız dev bir rol oynuyor. Bunu destekleyen bir sürü kişisel gelişim, psikoloji, metafizik tarzı kitaplar var.

Ama bunların ötesinde ve bence bunlardan daha da etkileyici ve ikna edici olan Shakespeare’in bir dizesinde, Einstein’in bir lafında, kapağını sıcak bulup aldığım pek de blinmeyen bir yazarın aslında edebiyatı önceliklendirerek yazdığı kıyı köşe bir romanda bu yazdığıma dair bulduklarım. Bu kimisi mekansal kimisi zamansal olarak uzak insanların aklından ve kalbinden benzer şeylerin geçmiş olması, bunu deneyimlemiş olmaları.

Rosalie Blum da bunun film versiyonu. Hem bitişinde sıcak hisler veren bir film ihtiyacı duyarsanız hem de yaşamımız tercihlerimiz konularında “ben bilirim” şeklinde rahatsız edici bir iddiası olmadan yumuşak bir yaklaşım izlemek isterseniz çok seveceksiniz.

maxresdefault

Sevgiler.

Daha

FullSizeRender

2-3 hafta önce bir makale okudum ve gündelik hayatımda yer edindi kendine. Bu çok sık olan bir şey değil. O yüzden paylaşmak istedim. (İngilizce makalenin linkini de yazımın sonunda bulabilirsiniz.)

Makalede söylenen şey şöyle özetlenebilir:

Yapılan bir araştırmada insanlardan çeşitli anlarda mutluluklarını 10 üzerinden puanlamaları isteniyor. Bu anlar market kasasında sıra beklerken, çocuğunu okula götürürken, eve su sipariş ederken, oturmuş günlük rutinini yapar mesela dizi izlerken vs. İnsanlar genelde 7 olarak puanlamış.

O sırada aşırı mutlu edici bir haber almış (örneğin lotodan para kazanmak) olanların mutluluk puanı 10’a yükselir, kötü bir haber almışların  (örneğin yakınlarından birinin kanser olduğu) puanı 2’ye düşerken aradan biraz zaman geçtiğinde puanın yine 7’de sabitlendiği görülmüş.

En sevdiğim paragrafa geliyorum. Hepimiz hiçbir şeyin ‘kesmediği’ döngülere girmişizdir. İş değiştirsem mutlu olacağım diye düşünürüz, iş değiştiririz. Birkaç ay sonra daha büyük bir evde otursak sanki mutluluk puanımız 10’a çıkacak ve orada kalacak diye düşünürüz ev değiştiririz. Birkaç ay sonra şöyle yan gelip yatmalı bir deniz tatili yapsak süper mutlu olacağımızı düşünürüz. Tatile gidip şezlongda yan gelip yatarken şimdi bir kokteyl olsa içsek diye düşünür ve kokteylin (garsonun, menünün, kokteyl tercihinin) peşine düşeriz… ve sonsuzluk.

Bu makaleyi okuduğumdan beri hayatımdaki herhangi bir şeyin daha iyisine, daha ileri modeline, daha kapsamlısına, daha zayıf gösterenine, daha vitaminlisine, daha hacimli yapanına, bir parça ‘daha’ya, bir bardak ‘daha’ya; sırf bu ‘daha’ya erişebildiğim için (yani sırf bunu yapabildiğim için) yöneldiğimde duruyorum.  Bu ‘daha’yı yapmadığım için kendimi dürtüklerken yakaladığımda duruyorum. O sırada elimdeki henüz ‘daha’sı olmayan şeyin aslında ne kadar yeterli olduğunu görüyorum.

O sırada dizimde Ipad yanımda kahvem varsa sırf olabiliyor diye gidip kahvenin yanına bir şey almıyorum, şampuanım varken sırf hacim vereni indirime girmiş diye gidip onu da almıyorum, 19 Mayıs Pazartesiye geliyor ve bir yere gitmek için plan yapmadım diye kendimi dürtmüyorum.

Bir de kocaman dünyanın küçücük bir ülkesinin, küçücük bir şehrinin, küçücük bir odasında kendini tamamen ona vermiş şekilde keman çalan; çocuğuyla birlikte 2-3 saat mutfakta geçirip elmalı kek yapan, gitarının tellerini uzun uzun temizleyip akort eden, portakal soyarken kabuğuyla oynayan, soyulmuş mandalinayı parmağına geçirip Nasrettin Hoca yapan çeşitli insanlardan ve bu insanların bir yerlerde hep var olmasından huzur duyuyorum.

Sevgiler.

Makalenin linki: https://qz.com/931385/youre-probably-searching-for-a-better-life-but-what-if-you-already-have-it/